TOPLUM YARARINA ÇEVİRİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TOPLUM YARARINA ÇEVİRİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2016 Perşembe

Gelecek Yıllarda Okul kütüphaneleri Nasıl Olacak?

Çeviren: Esra Şimşek



Halk kütüphaneleri, insanların birbirleriyle yardımlaşarak, gönüllülük esasına dayalı toprağa birşeyler ekip biçmesinden tutun da insanların birbirini tanıması iletişime geçmesi gibi olanakları sunmaya başladığında, bazı okul kütüphaneleri de benzer olarak  olanaklarını genişleterek stratejilerini yeniden değerlendirme aşamasına geçti.
Bir örnek vermek gerekirse, Virginia Charlottesville’ deki Monticello lisesi en uygunu olacaktır. Kütüphaneci Joan Ackroyd, 4 yıl önce oraya gittiğinde, ilkokul ve ortaokul kütüphanelerinde görmeye alışkın olduğu uğraştırıcı, yaratıcı, eğlenceli bir ortamdan çok daha farklı bir ortamla karşılaştı. Ackroyd, “Kütüphane bu şeylerin hiçbirini barındırmıyordu”, “ Oldukça geleneksel, sessiz bir araştırma yeriydi” dedi.
Ackyord bu durumun en iyisi olmadığını düşündü ve O, “ İnsanlar artık kütüphaneye bilgi almak için gelmeli, böylelikle kütüphane insanları farklı sebeblerden ötürü biraraya getiriyor olacak, öğrencilerin sosyalleşebileceği, birşeyler yaratabileceği, işbirliği yapabilecekleri bir yerlere ihtiyaçları var “ dedi.
İlk adım olarak, Ackyord ve o dönemki kütüphaneci arkadaşı (müzik öğretmeni Dave Glover), depo olarak kullanılan yeri bir teknoloji labaratuvarına dönüştürdüler. Sırf yer işgal etsin diye konulan bilgisayarları boş durmaktan kurtardılar  ve muzik oluşturma yazılımı kurdular.
Öğretmenler bu duruma karşı çıktılar, çünkü kütüphane artık sessiz değildi. Öğrenciler bu durumdan memnundu ve risk altında olan birçok öğrenci en sık ziyaretçi haline geldi. Bazıları da Ackyord’ a, okula gelmelerinin tek sebebinin kütüphaneye gitmek olduğunu itiraf ettiler.
Müdür, bu yeni uğraşıdaki potansiyeli görünce, her yaz mekanı kullanan bir şirketten aldığı parayı kullanarak tamamiyle kütüphane yenileşmesine destek olmaya karar verdi. Deneyimli bir kütüphane danışmanı kiraladılar ve küçük müşteriler için dizayn edilmiş kütüphanelerden esinlendiler. Ackroyd, “ Uygun, esnek bir programımız olmalı ve diğer sınıflar içerideyken bile öğrencilerin girmesine izin vermeli” şeklinde konuştu. Ayrıca, “ öğrencilerin bağımsız çalışmalarına olanak sağlayan düzenle yerleştirilmiş bilgisayalarımız ve merkezi bir yerde ise kitap ödünç verme masamız olmalı. Öğrencileri her zaman hoş karşılamak bir tutum meselesidir” dedi.

Kitap koleksiyonu düzenlendi ve öğrenim ve işbirliğine yer sağlamak için raflar bir diğer duvara taşındı. (duvarlar ses tamponu görevi gören camdan duvarlardır  ve katılımcıların kütüphanenin geri kalanını görmelerini sağlar). Eskiden ofis ya da depolama alanı olarak kullanılan yerler öğrencilerin kullanım alanlarına dönüştürüldü. Kütüphane şimdilerde, öğrencilerin etrafta rahat dolaşabilecekleri iskemle ve sandalyeli masaların yanı sıra, rahat modüler oturma koltuklarıyla bir okuma odasına; iki adet muzik atölyesine; 1.HackerSpace ( yüksek kaliteli ekipman barındırır; mikroskop, 3D yazıcı, oyun donanım ve yazılımı, film izlemek için yeşil perde). 2. Maker Space 3D yazıcı barındırır ve eski teknolojinin kaldırıldığı ve diğer materyallerle yeniden düzenlendği beceri odalarında pratik kazandırma görevini üstlenir. Kısacası, Monticello Kütüphanesi Medya Merkezi birlikte öğrenme ortamı haline geldi.
Ackroyd, “ Öğrenciler bu tarz ortamlarda daha üretken bir şekilde çalışıyorlar”, “Bu, odanın ön tarafında bulunan öğretmen ve sıralarında oturan öğrencilerle muhalif bir ilişki değildir. Öğretmenin işini daha kolay ve keyifli hale getirir” dedi.
Ackroyd’ un kütüphaneci arkadaşı, aynı zamanda önceden okulda ingilizce dersi veren Ida Mae Craddock,  “ Kütüphanemiz şimdilerde geleceğin çalışma alanine dönüşmüştür”, “ Buradan mezun olan öğrenciler, bu tarz ortamlarda daha üretken olacaklardır” dedi.
Yeni Bir Kültür Gelişiyor
Yeni bir çevre yeni bir tutumla birlikte geldi. Ackroyd, “ Biz, öğrencilerin zamanlarını kontrol edebilmelerinin dışında, onlara sahiplik hissi vermeyi başardık”, “ Onlar , neredeyse hayata hazırlar ve zamanlarını kontrol edebilmeyi öğrenmek zorundalar, biz şimdi tam anlamıyla akademik bir kütüphane olduk “dedi.
Bunun üzerine Craddock, “ Onların doğal, hayatın içinden bazı sonuçlara ihtiyaçları var”, “ Yetişkinler zamanında işimizi teslim etmediklerinde ne olacak?, Çocukları çok fazla kontrol etmek  ve teslim ettiklerinde onlara hoşçakal demek  işe yaramaz” diye ekledi.
Fakat bu bir gecede olmadı. Değişim bir geçiş süresini gerektirdi. Ackroyd,” Başlangıçta öğrenciler özgürlük deneyimlemek için kütüphaneye geldiler, fakat bu deneyimi akıllıca kullanamadılar”, “ İlk yıl ve hatta ikinci yılın başında öğrenciler, kütüphaneyi artık sessiz olmamaları gereken, eğlenmek için gelebilecekleri bir yer olarak gördüler. Çalışmıyorlardı” dedi.
Fakat şimdi özgürlükle gelen sorumluluğu kabul etme okul kültürüne yerleşti ve yeni öğrenciler çabucak uyum sağladı. Craddock “Nasıl davranacağını etrafındaki insanlardan öğrenirsin”, “ öğrenciler, sosyal öğrenme aracılığıyla birbirlerinden öğrenirler” diye söz etti.
Sonuç olarak ailelerin en büyük korkusu ( atrophy; körelme, ölümden dahi kötü olan yazgı; Craddock’ ın da ifade ettiği gibi) hayata geçmedi. “Körelme ( atrophy) burada başarması oldukça zor, çünkü herşey hareket halinde” diye bahsetti Craddock ve öğrenciler hem kendileriyle hem de birbirleriyle meşguller.
Öğrenciler telefon ve diğer araç gereçleri kullanmakta özgürler, fakat tek başlarına oynadıkları nişan  oyunlarına izin verilmiyor ve kütüphane ülkenin internet filtrelemesini kullanıyor. Eğer bir grup öğrenci bir diğerini rahatsız ederse, öğrenciler duruma müdahale ederler.
Ackroyd, “ Onlara güvendiğimizi biliyorlar ve onlarda bize güveniyorlar”, “ Böylelikle ilişkiyi oluşturuyoruz. Ve sürekli bunu tekrar ediyoruz, içten olmayı deneyin” dedi.
Öğretmenlere Yönelik Bir Kaynak
Öğretmenler, araştırma, malzeme, süre, kişi ya da uzman, biraz kargaşa gerektiren dersleri yapmak istediklerinde, sınıfları aktif tutan “Birlikte Öğrenme” fikrini benimsediler. Craddock, “Hepsi tek bir sonuca çıkıyor”, “ öğretmenler, yaratıcı olmayı, ilginç şeyler yapmayı ve öğrencilerle ilgilenmeyi istiyorlar. Biz onlara bu ortamı sağlamalıyız” dedi.
Öğrenciler, çalışma odasındayken, eksiklerini giderme sürecindeyken ya da staj saatleri içerisindeyken       ( 3.sınıf ve son sınıf öğrencileri yararlanabilir) kütüphaneyi özgürce kullanabilirler. Ayrıca, öğle yemeyi esnasında da kütüphaneyi kullanabilirler ( yemek, içmek serbest) . bazı öğrenciler stajlarını da kütüphane de yapıyorlar, örneğin, danışma da çalışıyorlar ya da malzeme tedarik ediyorlar.
Virjinya Okulu Yönetim Kurulu Birliği, kütüphaneyi “Başarı Camekanları” olarak kabul etti ve diğer kütüphaneciler, kendi uygulamaları hakkında bilgi vermek için Monticello lisesini ziyaret ettiler. Çoğu, istatistik sonuçları yüzünden afalladı; “Birlikte Öğrenme” fikri, ders zamanı dışında yılda 33, 000 ziyaretçiden daha fazla kayıt alıyor. ( okul kaydı 1,104)
Ziyaretçiler, ayrıca , gürültülü ve karmaşık olup olmadığını soruyor. Craddock onlara, “ Evet. Çünkü insanlar gürültülü ve karmaşık. Bu bir sorun değil” diye açıkladı. Hala sessizlik isteyen öğrencilere yer sağlamak için ise, bazı bölgeler belli zamanlarda sessiz yerler olarak dizayn edilmiştir. Ayrıca, öğrenciler sessiz çalışma için ofisi de kullanabilirler. Bu arada, ortak öğrenme ortamının geri kalan kısmı, bu yeni akımı benimseyen kütüphanecilerin de hemfikir olduğu , uğultulu olmasıdır. Craddock, “ Ortamın sessiz olması beni korkutuyor” dedi.

16 Ocak 2016 Cumartesi

Japon Çocuklar Neden Okula Yalnız Gidebiliyorlar?


         2 Ekim 2015 
Çeviren: Gülşah GÜNEŞ





 Tokyo gibi büyük şehirlerde bile, küçük çocuklar metroya binip kendi işlerini hallediyorlar. Sebebi grup dinamikleriyle yapılacak birçok şeyin olması.
         
Çocukların tek başlarına ya da küçük gruplar halinde oturacak bir yer aramak için tren vagonlarında gezinmeleri  Japon toplu ulaşımında yaygın bir manzaradır.
        
Çenelerinin altından bağlanmış geniş kenarlı şapkayla diz hizasında çorap, rugan ayakkabı ve ekoseli jile giyerler ve tren biletleri sırt çantalarına iğnelenmiştir. 6-7 yaşlarındaki çocukların, okula gidiş geliş yollarında ve görünürde hiçbir koruma yok. “Hajimete no Outsaki”  ya da “My First Errand” denilen popüler televizyon programı, aileleri için bir görev yapmak amacıyla gönderilen 2-3 yaşlarındaki çocukları ön plana çıkarır. Manava veya fırına çekinerek yol aldıkça gelişimleri bir kamera ekibi tarafından gizlice kayıt altına alınır. Bu program 25 yıldan fazladır devam etmektedir.



         Bir abi ile kardeş, İlk Getir Götür İşim programında ilk defa sebze almak için yola koyulurlar.

         Tokyo’da 12 yaşındaki Kaito, 9 yaşından beri velayetini paylaşan ebeveynlerinin evleri arasında tek başına trene biniyor. O “Başta trene tek başına binip binemeyeceğim konusunda biraz endişeliydim fakat sadece biraz.” Diye itirafta bulundu.

         Şimdi bunun kolay olduğunu söylüyor. İlk zamanlarda ailesi evhamlılardı fakat devam ettiler çünkü onun yeterince büyük olduğunu hissediyorlardı ve birçok çocuk bunu güvenli bir şekilde yapıyordu.

         Dürüst olmak gerekirse, hatırladığım kadarıyla, trenler güvenilir ve gitmesi kolay bir ulaşım aracı ve ayrıca çocuğumuz trenle zamanında gelir. (Ailesi, gizlilik uğruna isimlerini ve onun soy isminin yayınlanmamasını rica etti.)
Üveyannesi hatırlatıyor: Tokyo’da ben ondan daha gençken telefonumuz yoktu ama buna rağmen ben trenle A noktasından B noktasına gitmeyi başardım. Eğer kaybolursa, bize ulaşabilir.

         Bu olağandışı bağımsızlık düzeyini ne açıklar?


Doktora tezini Japon gençler üzerine yazan, kültürel antropolog Dwayne Dixon’a göre sadece kendine yeterlilik değil aynı zamanda grup güveni. Çocukların bunu erkenden öğrendiğini ve tercihen herhangi bir toplum üyesinin hizmet için veya başka birine yardım için çağırılabileceğini söylüyor.

         Bu varsayım okulda, bu tarz görevlerde personele bel bağlamaktansa çocukların temizlik ve yemek servisinde yer almalarıyla pekiştirilmiştir. Bu iş gücünü çeşitli kollara dağıtır. Dixon “ Bu örneğin bir tuvaleti temizlemek için ne gerektiğini herkese öğretirken aynı zamanda iş gücünü çeşitli kollara dağıtır ve olasılıkları dönüşümlü olarak yer değiştirir” diyor.

        "O, 9 yaşındaki bir çocuğun Londra ve New York’ta değil yalnızca Tokyo’da metroya tek başına binmesine izin verirdi."

         Paylaşılan alanların sorumluluklarını almak, çocukların, sahipliğin gururunu yaşamalarını ve berbat etmenin sonuçlarını kendi başlarına düzelteceklerini somut bir şekilde anlamaları anlamına gelir. Bu etik kamusal alanda daha geniş alan yayılır. (Tek sebebi Japon sokakları genellikle çok temiz)
         Toplum içine çıkan bir çocuk, acil bir durumda bir grubun yardım edeceğine güvenebileceğini bilir.

Japonya oldukça düşük suç oranına sahiptir. Bu da ailelerin çocuklarına dışarı tek başına göndermeleri konusunda kendinden emin hissetmelerinin ana nedenidir. Fakat küçük orantılı kentsel alanlar, yürüme, taşıt kullanma kültürü emniyeti geliştirir ve belki bunun kadar önemli güven algısını geliştirir.

         Dixon “Kamusal alan daha iyi düzenlenir, insan boyutunda alanlar aynı zamanda akışı ve hızı kontrol altında tutar” diye söz etmiştir. Japon şehirlerinde insanlar her yer de yürümeye alışkındırlar ve toplu taşıma, araba kültüründe iyi sonuç alır; Tokyo’da yolculukların yarısı tren yoluyla veya otobüs yoluyla, çeyreği ise yürüyerek gerçekleştirilir. Sürücüler yolu paylaşmaya, yaya ve bisikletlilere yol vermeye alışkındırlar.

         Kaito’nun üvey annesi 9 yaşındaki bir çocuğun Londra ve New York’ta değil yalnızca Tokyo’da metroya tek başına binmesine izin verebileceğini söylüyor. Bu Tokyo metrosunun risksiz olduğu anlamına gelmez. Kadınların ve kızların taciz edilmesinin kalıcı problemi, örneğin 2000 yılında başlayan, yalnızca kadınların bulunduğu arabaların tanıtımına yol açtı. Birçok şehir çocukları hala okula giderken tren kullanmaya devam ederler ve mahallerinde yakın denetim olmaksızın getir götür işleri yapmaktadırlar.

         Onlara bu özgürlüğü vererek aileler yalnızca çocuklarına değil bütün topluma önemli bir güven yerleştiriyorlar. Dixon “Dünyadaki çocukların çoğunun kendi kendine yetebildiği gözlemlenmiştir.” Fakat şüphe duyduğum şey şu ki Batılıların sık sık konuşulmamış ve istenmemiş güven duygusundan ve işbirliğinden kafaları karışmıştır.




6 Ocak 2016 Çarşamba

Öğretim İlişkiler Üzerinedir

By Bill Gates 16 Ağustos 2015

Orijinal Metin: https://www.gatesnotes.com/Education/Teaching-Is-About-Relationships

Söyleşi video linki: https://youtu.be/rgEW0LMgOfU 
Çeviri: Hasan BAKKAL




     Bir bilgisayar programcısı olarak hakedilmiş ilk büyük cezamı lise son sınıf öğrencisi iken aldım. TRW adlı bir şirket için yazılım hata ayıklama işim vardı ve yeteneklerim hakkında oldukça kendimi beğenmiş hissetmekteydim. Ama üzerinde çalıştığım proje zor ve sıkıntılı bir dönemece girince TRW işimi kontrol etmesi için John Norton adında daha deneyimli bir programcı getirdi. John şaşırtıcıydı. O bana, veri yapıları, algoritmalar, modüller ve onların birbirlerine ne yolla bağlı oldukları hakkında nasıl düşünmüyor olduğumu ve yapmakta olduğum tüm hataları gösterdi. İnsanın aklını başından alan bir deneyimdi – o çok daha iyiydi. 

     Bu son sefer olmayacaktı. Bir programcı olarak kariyerim boyunca, ben tam kendimi yaptığım şeyden hoşnut hissediyorken, birisi gelip bana bir şeyler yapmak için daha iyi bir yol olduğunu gösterdi. Onların koduna bakar ve düşünürdüm. "Ben bunda çok kötüyüm.." Ve sonra yeteneklerimi bileyerek işe koyulurdum. 

     
Benim memleketim olan Washington eyaletinde 2015 Yılının Öğretmeni olan Lyon Terry ile buluştuktan sonra ani düşüş ve yükseliş döngüleri üzerine geçen ay düşünmeye başladım. Seattle’da Lawton İlköğretimde dördüncü sınıflara öğretmenlik yapan Lyon, yaz tatilinden zaman ayırarak ofisimi ziyaret etti, böylece bir eğitimci olarak 17 yılda neler öğrendiği hakkında konuşma fırsatımız oldu. 

    Aynı benim TRW’de yaptığım gibi çocukların da hatalarından öğrenmeyi öğrenmeleri gerektiği fikride dâhil sosyal ve duygusal öğrenme hakkında tartışarak epey vakit geçirdik. Başarısızlık korkusu yaşayan öğrencilerin bunun nasıl bir fırsata çevrileceğini öğrenmesi gereklidir. Bu, Lyon ve benim okumuş olduğumuz mükemmel bir kitabın başlığını ödünç almak için, belli bir zihniyet ister. Tabii ki, "hatalarını kutla” demesi kolay. Bunu yapmak zordur ve hatta öğretmek daha da zordur. 

     Lyon her okul yılına bende yankı uyandıracak bir şey yaparak başlıyor. Büyük bir kağıt parçasına yukarı doğru ve sağa kıvrılan bir ok çiziyor. O, "Ben bunu Öğrenme Çizgisi olarak tanımlıyorum." dedi. "En aşağıya Doğum anlamına gelen küçük bir nokta koyarım. Bir 4. sınıf öğrencisinin olduğu yere nokta koyar ve sonra bir lise mezunu için bir nokta koyarım ve sonra çizginin biraz daha yukarı kısmına ama en yukarda olmayan yerine bir nokta da kendim için. Ben buna ‘Bu sizin hayat yörüngeniz’ diyorum. Hayatınızın her gününde bu çizgide yukarı doğru ilerliyor olacaksınız.” 

      O da kendi yanlış adımlarını kabul etmekte istekli olarak bir örnek teşkil etmektedir. Geçen yıl bir öğrenciyle matematik çalışırken, Lyon bilhassa zor bir problemde afalladı. Öğrenci "Sayın Terry,” dedi, “Yılın Öğretmeni sizsiniz. Siz hata yapmamalısınız." Lyon ona, ‘Hata yaptığımı öğrencilerime itiraf edebilmem gerçeği muhtemelen beni Yılın Öğretmeni yapan şeylerden biridir”, dedi. 

    Lyon öğrencilerine olduğu kadar meslektaşlarına da aynı derecede tutkuludur. Bir öğretmenin kariyerinde ilerleyebilmesi için nasıl olurda tek yolun müdür olmaktan geçtiği konusunda pek çok bölgede konuştuk. Bu bir utanç, çünkü bu genellikle en yetenekli öğretmenlerin öğretmeyi bırakması anlamına gelmekte. 

      "İnsanlar bana diyecek ki, 'Peki öyleyse ne zaman bir müdür olacaksın?' çünkü bu sonraki tür bir şey,” dedi Lyon. "Ama bu gerçekten benim beceri setim değil." 

   Seattle, en iyi öğretmenlerinin öğretime devam etmelerini sağlayarak bu sorunu çözmeye çalışırken, aynı zamanda onların programlarında diğer projeler için de zaman ayırmaktadır. Lyon bu programın bir parçasıdır. İdeal olanın, mükemmel öğretmenlerin öğretmeye ve ayrıca iş arkadaşlarını eğitmeye zaman ayıracağını, ki onun yaptığı gibi, veya eğitim-öğretim politikalarının şekillendirilmesinde yardımcı olacağını, bana söyledi. 

     "Sınıftan liderlik yapan daha fazla öğretmene sahip olmamız gerektiğini düşünüyorum. Bir fikir sınıftan geldiğinde, başka bir yerden, okul müdüründen ya da bir yöneticiden öğretmenlere dayatılan herhangi bir şeyden çok daha güçlü olacaktır. Bir hayal edin deneyimli öğretmenlerin yarı zamanlarında ders işlediklerini ve sonra diğer yarı zamanlarında müfredat üzerine çalışabildiklerini, ya da bir kitap yazarken dört gün öğretim yaptıklarını. Öğretmenlerin parçası olması gereken çok farklı şeyler var, ama bu şeyleri sınıf çalışması ile dengelemek gerçekten zor." 

     Lyon’un yorumları, birçok öğretmenin bana söylemiş olduğu bir sorunu hatırlattı. Onlar soyutlanmış hissediyorlar. Teknikleri veya belirli öğrencileri tartışırken iş arkadaşlarıyla bir araya gelmek için neredeyse hiç yeterli zaman almıyorlar. Seattle’daki okulların bunu bir öncelik haline getirmesi harika. Ve onlar yalnız değiller; birkaç yıl önce Melinda ve ben öğretmenlerin birbirleriyle konuşmaları için zaman oluşturulan Colorado’nun Eagle Kasabasındaki bir liseyi ziyaret ettik. Fakat bu sorun ülke genelinde daha fazla ilgiyi hak ediyor. 

     Ortak Temel Devlet Standartlarının işini nasıl etkilediğini Lyon’a sordum. "Gerçekten Ortak Temel sadece beceri grubu," diye konuştu. "Bir 4. sınıf öğrencisinin bir metnin ayrıntılarından bir hikaye, drama, ya da şiirin temasını belirleyebilmesi gerektiğini söylüyor. Peki, bu makul bir beklenti gibi görünüyor, ve benim her zaman öğrettiğim şey budur. Büyük değişim bu becerileri karşılamak için müfredatı tasarlamaktır ki bu da öğretmenlere destek sağlamak anlamına gelir." O ve Seattle çevresinde diğer eğitimciler tam da bunu yapıyor, Ortak Temel standartlarını destekleyen bir müfredat yazıyorlar. 

     Eğer ki Amerika'nın okullarının iyileştirilmesi olasılığı hakkında hüzünlü hissetmeye başlarsanız, inanılmaz bir öğretmen ile biraz zaman geçiriniz. Bu derinden ilham verici. Lyon ile sohbetim, onun gibi eğitimcileri dinleme ve onların fikirleriyle hareket etme gerekliliğine olan inancımı doğruladı. Bu binlerce öğretmenin hayatını iyileştirecek ve daha da önemlisi, milyonlarca çocuk için okulları daha iyi yapacaktır.

 Lyon’u Twitter’da takip edebilirsiniz: @LyonTerry

3 Ocak 2016 Pazar

John Dewey: Mükemmeliyet İçin Çeşitli İlgiler Neden Çok Önemli?


Çeviren:Esra Terzioğlu




John Dewey’in Tatmin Edici Bir Uğraşın Anahtarı Olan Ve Her Alanda Mükemmeliyet İçin Çeşitli İlgilerin Neden Çok Önemli Olduğu Üzerine Mesleğini Nasıl Bulursun Çalışması

"Kişinin ne yapmak için donatılmış olduğunu bulmak ve bunu yapmak için fırsat güvenliği sağlamak mutluluğun anahtarıdır."

    “İnsanın ruhunda büyük bir ateş olabilir,ama hiçbir zaman kendisini ısıtamaz onunla, gelip geçenlerse yalnızca bacadan çıkan cılız dumanı görürler.” Der genç Van Gogh kardeşine yazdığı bu mektupta. Meslek arayışları boşuna çıktığı için umudunu kesmişti. Neyi sevdiğimizi nasıl buluruz ve sevdiğimiz şeyle hayatımızı nasıl kazanırız sorusu Plato’ya kadar dayanan, sonsuza kadar devam edecek eden bir sorudur ki bu sorunun  onaylanmış cevapları, en azından eğitimin herkesin yeteneğini ortaya çıkardığını, uzmanlık eğitiminin ve bunun toplumun gelişmesine uygulanan bir rolü olduğudur. İki bin yıldan daha fazla sonra, medeniyetimizin yarattığı en iyi beyinlerden biri, nasıl düşündüğümüzü ve eğitimin asıl amacının insan ruhunu arındırmaya devam ettirmesi üzerinde anlayışı olan, filozof, psikolog ve eğitim reformcusu John Dewey (20 Ekim 1859-1 Haziran 1952);1916’da “Demokrasi ve Eğitim” başyapıtında bitmez tükenmez sorunun amacını ele almıştır.


    Nietzsche’nin 1873’te zaman içinde asılı kalmış kendinizi nasıl bulursunuz üzerindeki derin düşünce yazısı ve Parker Palmer ’ın “Ruhunuzun konuşmasına nasıl izin verirsiniz” adındaki çağdaş manifestosuyla aynı zaman diliminde; Dewey, amacımızı nasıl buluruz ve son derece tatmin edici bir mesleğe neyin neden olduğunu inceler. O, bu mesleği “bir amaca sahip sürekli faaliyet” olarak tanımlıyor; böylece hem onun aktivitelerinin ve hem canlılığın duygusu ile bizi dolduracak bir şekilde doğal hediyeler sağladığını ve insanoğlunun yaşamlarını zenginleştirdiğini öne sürer.



              “Bir iş, sonuçlarını başarmasından ve iş arkadaşlarına faydalı olmasından dolayı bir bireye gözle görülür derecede önem ifade eden yaşam aktivitelerinin doğrultusu dışında başka bir şey ifade etmez. Bir kariyerin karşıtı ne kültür ne de işsizlik değil, kişisel yönden amaçsızlık, tecrübede birikimle gelen başarı yoksunluğu ve sosyal taraftan da başıboş bir görüntü sergilemek, başkaları üzerinde asalak bağımlılıktır. İş, devamlılığın somut bir terimidir. Her türde sanatsal yeterliliğin, özel bilimsel yeteneğinin, etkili vatandaşlığın aynı zamanda profesyonel ve ticari mesleklerin gelişimini içerir ve mekanik iş gücü ya da karlı kazançların peşinde olmayla ilgili bir şey olmadığını söyler.”
 


    Ama Dewey, her zaman karakterimizi sınırlayan kendimizi en iyi olduğumuzu düşündüğümüz şeyle tanımlamak ve çalışmalarımızı devamlı rutinleştirmek eğilimimize karşı uyarmıştır:

        
“Biz kaçınmalıyız... Mesleğin kişiye özel bir şekilde dağıtılmış, her bir kişi için tek olduğu düşüncesi... Her birey, görev çeşitliliğinde bir gerekliliğe sahip olmalı ki bunların her birinde akıllıca etkin olması gerekir. Her meslek, diğer ilgilerden izole edildiği derecede anlamını yitirir ve meşgul eden bir rutin haline gelir.”


    Günümüz kültürünün yüce zamansızlığının ortasında, sürekli yayılan bütünlüğümüzü parçalarla sınırlandırarak kendimizi üç kelimeyle bir konferans rozetinde ve 160 karakterlik bir Twitter biyografisinde tanımlamaya zorlanıyoruz. Dewey yazmıştır:


       “Hiç kimse sadece bir sanatçı ve başka bir şey değildir, ve şimdiye kadar biri o koşula elinden geldiği kadar yaklaşır, o daha çok az gelişmiş bir insandır, o, çirkinliğin bir türüdür. O, hayatının bir döneminde, bir ailenin üyesi olmalı; arkadaşlara ve yoldaşlara sahip olmalı; ya kendini desteklemeli ya da başkaları tarafından desteklenmelidir ve böylece bir iş kariyerine sahip olur. O, bazı örgütlü siyasi birimin ve buna benzer işlerin üyesidir. Biz doğal olarak onun mesleğini, onun başkalarıyla ortak olanlar yerine onu öne çıkaran görevleriyle seçeriz. Ama biz onun neredeyse diğer görevlerini görmezden gelerek ve inkar ederek kendimizi kelimelere çok bağlı kalmaya izin vermemeliyiz.”



    Bir sanatçı olarak bir kişinin mesleği, kesinlikle onun  çeşitli ve rengarenk mesleki aktivitelerinin uzmanlaşmış evresi olmalıdır, böylece onun bu konudaki yeterliliği, yani insani anlamdaki yeterliliği diğer mesleklerle olan birlikteliği ile belirlenir.

    Bizim odağımızı daraltmak yerine Dewey, doğru mesleğin, bizim objektifimizi genişlettiğini ve çeşitli alanlardan fikirleri bağlayıp organize ederek örüntü tanıma yöntemi haline getiren “yaratıcılık mekanizması” olduğunu öngörür. O yazar:


        “Bir meslek, aynı zamanda bilgi ve entelektüel gelişim için bilgi ve fikirleri düzenleyen bir ilkenin gerekliliğidir. Bu çok geniş detayların çeşitliliği arasından geçen bir eksen sağlar; bu farklı tecrübelerin, gerçeklerin, bilginin öğelerinin bir diğeriyle sırayla dizilmesine neden olur. Avukat, doktor, kimya dalında laboratuvar araştırmacısı, ebeveyn, kendi semtindeki ilgili vatandaş olarak yapması gereken her ne varsa not almak ve ilişki kurmak için değişmez çalışma uyarıcılarına sahiptir. O ,bilinçsizce, işinin motivasyonundan diğer şeylerle ilgili bilgiye uzanır ve ona sahip olur. Meslek, çekmek için mıknatıs gibi, tutmak içinde tutkal gibi bir rol üstlenir. İhtiyaçların dayanağı olduğundan böyle bilgi düzenlemesi çok önemlidir; o kadar ifade edilir ve eylem halinde yeniden düzenlenir ki bilgi asla durgun hale gelmez.

      
 Yaklaşık bir asır önce, Werner Herzag; Dewey’in tecrübenin tekniğin üstünde olmasını ileriye bakan sinemacılara yaptığı akıllıca tavsiyelerini övdü; Dewey, kişinin sanatını geliştirmek için en iyi yöntemin onu hayatına sokması olduğunu ileri sürer:



   “Eğer sanatçılığı teknik bir başarıdan daha fazlası olacaksa, birey deneyime sahip olmalı, onu yaşamalıdır. O, sanatının içinde sanatsal faaliyetlerinin konusunu bulamıyorsa; bu yakındığı ve diğer ilişkilerle zevk aldığı şeylerin bir ifadesi olmalıdır –ki bu onun farkındalığı ve ilgilerine sevgi üzerine bağlı olan birşeydir.

    Meslekler için tek yeterli eğitim, meslekler aracılığıyla eğitimdir… Daha sonraki sorumluluklar için yeterli hazırlık; sadece içinde bulunduğu hayatı en iyi şekilde yaşayarak gelir. Bütün insanoğlunun her zaman yaptığı baskın işi, yaşamaktır. -entelektüel ve ahlaki gelişim.


  Buckminster Fuller yarım yüzyıl önceki ateşli bildirisinde, pratisyenlerin dehasına karşı uzmanlığı eleştirmiş; Dewey kendimizi bizim temel becerimiz tarafından tanımlanmamıza kendimizi salıvermeye karşı uyarır:

      
      “Bir sanatçının doğrusu diğer bütün mesleklerin doğrusudur. Bütün belirleyici meslekler için -davranış ilkesi ile genel uyum içinde- çok baskın, çok özel ve uzmanlaşmış ve içine çekici olma yönünde şüphesiz bir eğilim vardır. Bu beceri veya teknik metoda, anlam pahasına vurgu anlamına gelir. Fakat bu eğilimi geliştirmek eğitimin işi olmadığı gibi, bu eğilime karşı koruma sağlamalı; böylece bilim araştırmacısı sadece bilim insanı olmasın, öğretmen sadece pedagog, din adamı sadece dini kıyafet giyen ve dahası.


 Dewey birinin meslek bulmasının, hem bireyin kendisi için hem de içinde bulunduğu toplum için nihai ödül olduğunu düşünür:


      “Sosyal hizmet ile bireyin kendine özgü kapasitesini dengeleyen tek şey bir meslektir. Kişinin ne yapmak için donatılmış olduğunu bulmak ve bunu yapmak için fırsat güvenliği sağlamak mutluluğun anahtarıdır. Hiçbir şey kişinin hayatta gerçek işini bulmakta başarısız olmasından veya başka bir yere sürüklendiğini keşfetmesinden ve yine şartlar tarafından sevimsiz mesleklere zorlanması kadar trajik olamaz. Doğru bir meslek, basitçe kişinin doğal yeteneklerine uygun, en az direnç ve en fazla memnuniyetle çalışmasıdır. Toplumun diğer üyelerinin referansı ile bu hareket yeterliliği, tabi ki de onların bir bireyden sunabileceği en iyi hizmeti aldığını ifade eder.


  Tüm zamanların yazılmış en önemli ve en ebedi okumaya değer kitaplarından biri olan “Aşırı bilgi yükleme çağında nasıl derin düşüncede usta olunur ve huzurdaki başlıca rolümüz” ile  zamanlaması tam yerinde olan Dewey’in “Demokrasi ve Eğitim”ini, sonra William James’in “Kârdan ziyade bir amaç belirleme”sini ve Parker Palmer’ın “Saklı bütünlüğünüzün sahiplenilmesi” ile yeniden değerlendir.

5 Aralık 2015 Cumartesi

Öğrencilerin Doğayla İçiçe Olmalarını Sağlamanın En İyi Yolları


Çeviren: Güllü YAMAN 
YAYIN TARİHİ: 29 EYLÜL 2015





Öğretmenler öğrencilerine tabiatın değerini bilmeyi aşılamak için ne yapabilirler?  WildWorkshops’tan Steven Lewis-Neill  uygulanabilecek en iyi metodları tartışıyor.
Küçük çocuklar  doğaya doğuştan meraklılar. Ancak İlkokul düzeyinde,  çevredeki hayvanlara ve bitkilere odaklanma için epeyce geç kalınmış ve çoğu çocuk için  bu dostluk anaokulunda ve ya birinci sınıfta, Küçük Canavarlar ünitesi ile başlıyor.
Hayvanlarla çalışmak  anaokullarının ilk zamanlarında birçok alanda uygulanabilir. Tesbih böceklerinin ya da kın kanatlıların  bacaklarını saymak  gibi basit şeyler bile çocuklara sayıları anlama ve kullanma yetenekleri de dahil sayı sayma yeteneklerini geliştirmek ve iyileştirmek için fırsat sağlar. Böyle bir dersten sonra acaba  kaç çocuk  sonraki teneffüslerde küçük canavarları keşfe çıkacak! ‘Başkalarına saygı gösterme ve iyi ilişkiler kurma’  fikri tüm canlıları kapsamaktadır ve bu uygulamalı eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır.
Cevap:14                                                                            Cevap: 6


28 Kasım 2015 Cumartesi

Öğretim Bir Takım Sporu Olmalıdır



 Çeviren: Serap İÇPINAR 
YAYIN tARİHİ: 13 EKİM 2015



   
Tokyo’da ilkokullardaki, Helsinki’de liselerdeki, Harvard İşletme Fakültesi’nin İşletme Yönetimi Yüksek Lisans’ı amfi tiyatrolarındaki öğretim stilleri keskin bir şekilde farklılık göstermektedir. Ancak hepsinin ortak özelliği: Öğretim bir takım sporudur. Buna rağmen, Amerika Birleşik Devletleri’nde birçok devlet okulunda öğretmenler genellikle tek başınalar.

Doktorlar zorlu vakaları tartışmak için görüşürler, avukatlar dava dosyalarını yazmak için işbirliği yaparlar, mimarlar bir bina inşa etmek için müteahhitlerle ve mühendislerle takım oluştururlar.


22 Kasım 2015 Pazar

GRAMER OKULLARI: NEDİR VE NEDEN TARTIŞMA KONUSUDUR?


Çeviri: Kübra Demir
15 Ekim 2015 







Açıklama: Büyük Britanya 'da (İngiltere, Galler ve İskoçya) sınavla öğrenci alan okullara 'Grammar School' denilmektedir. Biz de ise Fen Liseleri, Sosyal Bilimler Liseleri, Anadolu Liseleri ve sınavla öğrenci alan diğer okullar bu tip okullara örnek verilebilir.

Kent Gramer Okulu’nun başka bir yerde “uydukent” okulu olarak tanımlanan siteyi inşa etme  planı üzerinde uzun süredir beklenen kararı, seçici okul sisteminin doğru ve yanlışları hakkındaki tezleri yeniden ortaya attı.


 
50 yılda ilk 'yeni' gramer okulu

 BBC News, gramer okulları hakkında bazı anahtar soruları cevaplamış ve okuyucuların inceleyebilmesi için bazı 11-plus (sınav) sorularını aşağıda vermiştir.

Gramer Okulu Nedir?

Gramer okulları, 11-plus olarak bilinen 11 yaşındaki çocukların girdiği bir sınav aracılığıyla kendi öğrencilerini seçen devlet ortaokullarıdır.

Kuzey İrlandada 69 gramer okulu da ek olmak üzere, İngiltere’de 3,000 devlet ortaokulu dışında  yalnızca 163 civarında gramer okulu vardır.

Gramer okul sistemine göre, modern ortaokullara gitmeyip , sınavda başarılı olan öğrenciler bu okullara geçebilirler.

Birleşik Krallık çapında daha da yaygın olan şey, tüm beceri ve yeteneklerin öğrenciye birlikte öğretildiği kapsamlı sistemdir.

Galler veya İskoçyada devlet gramer okulları bulunmaz, bazı okullar ‘gramer okulu’ adını taşımasına rağmen öğrenci seçme sistemi bulunmamaktadır ve özel bir konumları  yoktur.


   1959’da Brighton’da bulunan Hove and Sussex Gramer Okulu

Gramer okulları ilk ne zaman ortaya çıktı?

Gramer okulları 16. yüzyıldan beri mevcuttu fakat modern ‘gramer okulu’ kavramı 1944’teki eğitim yasasına kadar dayanmaktadır. Bu, 14 yaş üstü ortaöğretimi özgür kılmıştır.

Aynı zamanda ortaöğretim iki ana tür şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

➧ Öğrencilerinin çoğunun yüksek öğrenime devam edeceklerini varsayarak akademik araştırmalara odaklanan gramer okulları
➧ Meslek seçecek çocuklara yönelik meslek okulları

Teknik okul adı verilen üçüncü bir tür daha mevcuttu fakat çok az sayıda okul kuruldu.

Böylece, sistem etkili bir şekilde öğrencileri üniversite ve daha iyi mesleklere yönelenler ve az takdir gören işlere yönelenler olmak üzere iki türe ayırdı.


İngiltere'deki Grammar Okullarının Sayısı


Sistem Neden Değişti?

1950 ve 1960’lı yıllar boyunca sosyal demokrat politikacılar ve eşitliği savunan eğitimciler, seçici eğitim sisteminin sınıf bölünmesini ve orta sınıf ayrıcalığını artırdığını söyledi.

1965’te hükümet, yerel eğitim otoritelerine gramer okullarını ve meslek ortaokullarını aşamalı olarak durdurmalarını ve onun yerine ‘kapsayıcı’ okulların aşamasına geçilmesini emretti.

Fazla Muhafazakar ağırlıklı bölgelerde bu yavaş ilerlerken veya hiç ilerleyemezken en hızlı değişiklikler sosyal demokratların kontrolünde olan bölgelerde yapıldı.

Az sayıda bölgeler ve İngilteredeki yerel otoriteler, Kent, Medway, Buckinghamshire and Lincolnshire gibi okulları içeren seçici okul sistemlerini muhafaza ederken, Gloucestershire, Trafford ve Slough gibi bölgelerde diğer okullar sistemleriyle beraber devam etti.




Birmingham, Bournemouth ve bazı Londra ilçeleri gibi diğer yerlerde birkaç gramer okulları ayakta kaldı.

1998de, sosyal demokratların okul standartları ve çerçeve yasası, herhangi bir ‘tümüyle seçici’ yeni okulların kurulmasını yasakladı.

Aynı zamanda mevcut gramer okullarının geleceği konusunun halk oyuna sunulmasının kararını aldı.

O zamandan beri sadece bir tane böyle oylama yapıldı. 2000 yılında, Ripon’daki (Kuzey Yorkshire) ebeveynler Ripon Grammar’ın gramer okulu olarak kalması lehinde %67 ye %33 olarak oyladılar.


1961de Manchester’da bir gramer okuluna giden çocuklar.


Gramer Okulları Öğrencileri Nasıl Seçer?

Gramer okulları öğrencilerini, ilkokulun son yılında girilen 11-plus olarak bilinen sınav vasıtasıyla seçerler.

Sınav, onların aynı seviyedeki yaşıtlarıyla bir gramer okul ortamında yeterli öğrenme sağlayıp sağlayamayacağını anlamak için tasarlanmıştır.

Ama çoğu kişi sınavın yapısından şikayetçidir çünkü genellikle düzenli devlet ilkokullarında benimsenmeyen soru tiplerini içerir.

Gramer okuluna giriş sınavları aşağıdaki bir madde veya tüm maddeleri içerebilir.

➢ Sayısal mantık (Matematik)

➢ Sözel mantık

➢ İngilizce anlama, noktalama ve dilbilgisi

➢ Sözsüz mantık

➢ Yaratıcı yazı

Geleneksel olarak daha önce sözel mantık ve sözsüz mantığa dayalı sorular kullanmışlardır ve yoğun olarak özel ders alan kişilerin bu testlerde daha iyi sonuçlar alma meyillilikleri olduğu tartışılmaktadır.

Son zamanlarda, sınavı daha ulaşılabilir ve ilkokulda çocukların yüzleştiği kelime problemleri türüne yakın yapabilme gibi girişimler vardır.

Bazı gramer okulları derece sırasına göre başarılı öğrencileri kabul eder - tüm adaylar 11-plus sınav skoruyla derecelendirilir- edebi açıdan biz buna öğrencilerin kaymak tabakasını yani en iyisini alıp kullanmak diyebiliriz.

Bir diğer yerde, sınavda başarılı olan öğrenciler, okul ile ev arasındaki mesafe veya okulda okuyan bir kardeş durumu gibi bilgileri içeren kabul kriterlerine göre derecelendirilir.

Erken bir yaşta çocukların 11-plus sınavına hazırlanması için uzmanla özel eğitim sunan birçok şirket vardır.

11-plus sorularına bazı örnekler (Cevaplar metnin en altında yer almaktadır.)

  • Marco, Laura, Peter, Ben ve Sally ceket almak için alışverişe gittiler. Ben ve Laura su geçirmez ceket istemekte, Peter ve Sally kapüşonlu, renkli ceket istemekte, Laura ve Marko hafif bir ceket istemekte, Marko ve Ben astarlı renkli bir ceket istemektedirler.

Yukarıda verilen bilgilere göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur? Aşağıdaki kutucuğa cevabınızı işaretleyiniz.

A) Sally ve Peter farklı tarzda ceketler istemektedirler.

B) Sadece iki kişi renkli ceket istemez.

C) Kimse kapüşonlu hafif bir ceket istememektedir.

D) Sally kapüşonlu ve astarlı bir ceket istemektedir.
E) Dördü de su geçirmez ceket istememektedir.








  • Aşağıdaki şekli oluşturmak için -eğer varsa- yukarıdaki hangi şeklin döndürüldüğünü bulunuz.




  • Dilbilgisi kuralına en uygun şıkkı (A, B, C veya D) işaretleyiniz. 

A) Bir evi yanmış olan ona mıydı?

B) Evi yanmış olan o muydu?

C) Yanmış bir evi olan o muydu?

D) Evi yanmış olan onun muydu?

ElevenPlusExams.co.uk sitesinin izin ve rızasıyla kopyası çıkartılan örnek sorular



Kent Gramer Okulu’nun kararı neden önemlidir?

Sadece 50 yıldan daha fazla süredir İngilterede açılan ilk seçici gramer okulu olacağı için değil, aynı zamanda seçmeli kabul iznini benimsemiş herhangi bir okulu yasaklayan sosyal demokratlar tarafından sunulan 1998 yasasının ilk sınavıdır.

Tonbridge ‘de bulunan Weald Kent Gramer Okulu, Sevenoaks’da 9 mil uzaklıkta bir diğer yer açarak bu yasayı çiğnedi.



İngiltere’deki gramer okulları

Okul; ikisi arasında öğrenci ve personel taşıyarak yeni yerin, önceden var olanın devamı niteliğinde olduğunu kabul ettirmeyi planlıyor. Fakat büyük olasılıkla adli bir inceleme beraberinde hukuki sorunlar bekleniyor.

Buckinghamshire, Reading ve Wiltshire gibi yerel yönetimlerin kararı yakından inceleyecekleri düşünülüyor. Ama şimdiye kadar hiçbirinin davayı takip etme planlarını söylediği kayıtlara geçmedi.

Böyleyken, bir diğer ‘uydukent’ ile genişlemek istemesiyle bilinen Maidenhead’de bir gramer okulu vardır.


Ana siyasi partiler gramer okulları konusunda nerede durmaktadırlar?

Sosyal demokratlar, daha fazla gramer okullarının ortaya çıkmasına karşıdır çünkü eşitliği arttıracağına onu daha da kötüleştirdiklerini düşünürler.

Muhafazakar Partinin gramer okullarına desteği, David Cameron’ın yönetiminde kayıtsızlaştırılmıştır. Fakat parti beyannamesi; ‘okullar, yüksek okullar, özel okullar veya gramer okulları olsun, tüm iyi okulları yaymaya izin vereceğini’ bildirir.

Liberal Demokratlar, var olanları kapatmayarak ve artık yeni okul açmayarak mevcut durumu devam ettirecekler.




Soru sırasına göre testin cevapları: C, E, B

15 Kasım 2015 Pazar

Neden Modern Dünya Beyniniz İçin Kötüdür?




Çeviren: Buket ÖZER


E-posta , metin mesajları, Facebook ve Twitter çağında, bir seferde birçok şey yapmamız gerekiyor. Fakat bu sürekli yaptığımız ‘çoklu-görevler’ zararlı olabiliyor. Burada sinirbilimci Daniel J.Levitin, teknolojiye olan düşkünlüğümüzün, bizi nasıl daha az verimli hale getirdiğini açıklıyor.



Daniel J Levitan: ‘Bir göreve konsantre olmaya çalışırken, postanızdaki okunmamış bir e-posta, etkin zeka katsayınızı yaklaşık 10 puan düşürebilmektedir. ’


Beyinlerimiz daha önce hiç olmadığı kadar meşgul. Bize bilgi kılığında gelen tüm gerçekler, sözde gerçekler, bıdı bıdı, dedikodu tarafından saldırıya maruz kaldık. Neyi göz ardı edebileceğimizi ve neyi bilmemiz gerektiğini anlamaya çalışmak yorucu. Aynı zamanda, hepimiz daha fazlasını yapıyoruz. Otuz yıl önce seyahat acenteleri, hava yolu ve demiryolu rezervasyonumuzu yapardı, satıcılar dükkanda ne aradığımızı bulmamız için bize yardım ederdi, ve profesyonel daktilocular ya da sekreterler meşgul insanların haberleşmesine yardımcı olurdu. Şimdi ise bütün bu şeylerin çoğunu kendimiz yapıyoruz. Çocuklarımız ve ailelerimiz, arkadaşlarımız, kariyerimiz, hobilerimiz ve favori televizyon programlarımız ile hala hayatımızı yetiştirmeye çalışırken 10 farklı kişinin işlerini yapıyoruz.

Akıllı telefonlarımız, içinde sözlük, hesap makinesi, web tarayıcısı, e-posta, oyun, randevu, takvim, ses kaydecisi, gitar akoru yapma, hava tahmincisi, GPS, reklam yazarı, facebook güncelleme ve el feneri gibi uygulamaları kapsayan İsviçre ordu çakısı gibi olmuştur. 30 yıl önce, IBM şirket merkezindeki en gelişmiş bilgisayardan daha güçlüdürler ve daha çok şey yaparlar.

21.yüzyıl'a aşırı düşkünlüğün bir parçası olan, yaptığımız boş vakitlerimizin  bir parçası olarak akıllı telefonları devamlı kullanırız.Karşıdan karşıya geçerken mesaj yazarız,arkadaşlarla öğle yemeği yerken-kuyrukta sıra beklerken e-postalarımıza bakarız,gizlice diğer arkadaşlarımızın ne yaptığını görmek için kontrol ederiz.

Güvenli ve rahat bölgemizde,mutfak tezgahında,kentsel arıcılık üzerine harika bilgilendirici bir podcast dinlerken telefonlarımıza alışveriş listemizi yazarız.Ama bu işte bir bit yeniği var.Bir kerede birden çok şey yapmanın çoklu görev olduğunu düşünüyoruz ancak bu güçlü ve şeytanı bir yanılsımadır. MIT'de bir sinirbilimci ve bölünmüş dikkat üzerine,dünya uzmanlarından biri olan Earl Miller şöyle söylüyor ''Beynimiz çoklu görev için iyi bağlantılanmamıştır.'' İnsanlar çok görevli olduklarını düşündüklerinde, aslında sadece başka bir görevden çok hızlı bir şekilde diğerine geçiş yapıyorlar. Ve her zaman bunu yaparlar,bunu yaparken de bilişsel bir maliyet vardır: ''Bu nedenle biz havada bir çok topu tutan uzman jonglör gibi değiliz; biz daha çok telaş içinde bir görevden diğerine geçen tam önümüzdekini umursamayan fakat her an önümüze yığılacak endişesinde kötü amatör birer tabak düzmecisi gibiyiz. ''Bir sürü işi yapıyormuş gibi düşünmemize rağmen,ironik bir şekilde,çoklu görev bizi açıkça daha az verimli hale getirir.

Çoklu görevin,beynin aşırı uyarılmasına, zihin bulanıklığına ve kafa karışıklığına neden olan adrenalin hormonunun yanısıra,stres hormonu kortizol üretimini arttırdığı tespit edilmiştir. Sürekli olarak dış uyarıcıları aramaya sebep olan ve beynin odak noktasını kaybetmesini etkili bir biçimde ödüllendiren çoklu görev, dopamin bağımlılığı geri besleme döngüsünü oluşturur. Daha da kötüsü, prefrontal korteks bir yenilik ön yargısına sahiptir,bebekler,kedileri,köpekleri ikna etmek için kullandığımız bilinen parlak nesneler gibi, dikkat yeni bir şey tarafından kolayca kaçırılabilir anlamı taşır. İroni burada, rekabet ortamında ki aktivitelere odaklanmaya çalışan bizler için nettir. Görevlerimizi yapabilmek için güvenmek zorunda olduğumuz beyin bölgesinin dikkati kolayca dağılır. Telefonu cevaplarız, internetten bir şeyler bakarız,maillerimizi kontrol ederiz,sms göndeririz,bu şeylerin her biri görevde kalmamızın zararına olan endojen opioidlerin patlamasına neden olarak,(iyi hissettirmesine şaşmamalı!) beynimizin yenilik ve ödül arayan merkezlerini uyarır. Bu,bir üst düzey, kalorisiz beyin şekeridir. Aralıksız,odaklanılmış gayretle gelen büyük ödülleri toplamak yerine,binlerce küçük şeker kaplı görevi tamamlamanın boş ödüllerini topluyoruz.

Eski günlerde,eğer telefon çalsaydı ve meşgul olsaydık,ne cevap verirdik ne de zil sesini kapatırdık. Bütün telefonlar bir duvara bağlı iken,her zaman bize ulaşabilme beklentisi yoktu-belki biri yürüyüşe çıkmıştı veya bir süredir bir yerlerdeydi ve eğer biri sana ulaşamıyorsa ( ya da sen ulaşılmak istemiyorsan ), bu normal karşılanırdı.Şimdi insanların tuvaletlerinden daha çok telefonları var. Bu kesin bir beklenti yarattı ki,onlar için uygun olup olmadığına bakmaksızın  birisine sizin için uygun olduğunda ulaşabilmelisiniz. Bu beklenti o kadar yerleşti ki toplantıda olan insanlar rutin olarak telefonlarını ''üzgünüm,şu an konuşamıyorum,toplantıdayım'' demek için açıyor.Sadece 10 ya da 12 yıl önce, ulaşılabilirlik beklentileri çok farklıydı.  Aynı insanlar masalarında, toplantı boyunca aramaların cevapsız bırakılacağı sabit bir hatta izin verilirdi.

Sadece birden çoklu-görev fırsatına sahip olmak bilişsel performansa zararlıdır. Londradaki Gresham Üniversitesin'de eski bir ziyaretçi psikoloji profösör Glem Wilson bunu bilgi manyaklığı diye adlandırır. Araştırmaları, e-postanızda okunmamış bir mesaj dururken ve bir görev üzerinde konsantre olmaya çalıştığınız bir durumda, IQ'nuzu 10 puan  azalttığı bulunmuştur. Ve ancak insanlar, bazı maddelerin yaratıcılığı arttırması,stresi ve acıyı azaltması dahil olmak üzere birçok faydasını atfediyor,yazılı olarak desteklenmiştir ki içinde ki ana maddesi kannabinol'ün, beyindeki kannabinol reseptörlerini aktivite eder ve aynı anda birden çok şeye konsantre olabilme yeteneğimizi bellekte etkiler. Wilson, çoklu görevden gelen bilişsel kayıpların, ot içmekten gelen bilişsel kayıplardan çok daha büyük olduğunu gösterdi.

Russ Poldrack, Stanford ‘ta bir sinirbilimci, çoklu görev sırasında öğrenilen bilgi,yeni bilginin beynin yanlış bölgesine gitmesine neden olduğunu bulmuştur. Örneğin,eğer öğrenci aynı anda ders çalışıp televizyon izliyorsa,okuldan gelen bilgi,gerçekleri ve fikirleri değil,yeni yöntem ve becerileri özel olarak depolayan striatum bölgesine gider.Televizyonun oyalaması olmadan,bilgi,çeşitli yöntemlerin kategorize ve organize edildiği,bilgiyi almayı kolaylaştıran hippocampus'a gider.MIT'in Earl Miller'ı ekliyor,'' İnsanlar çoklu görevi iyi yapamaz,yapabildiklerini söyledikleri zaman,kendilerini aldatırlar.''Ve bu da beynin aldatma işinde çok iyi olduğu meydana çıkıyor.


'Beyine bir aktiviteden başka bir aktiviteye geçmesini istemek, onun görevini tamamlayabilmek için ihtiyacı olan oksijenli kan şekeri yakıtını, prefrontal korteks ve striatum'un yakmasına neden olur.’ Photograph: Alamy


Daha önce hakkında yazdığım metabolik zararlar var. Beyine bir aktiviteden başka bir aktiviteye geçmesini istemek, onun görevini tamamlayabilmek için ihtiyacı olan oksijenli kan şekeri yakıtını, prefrontal korteks ve striatum'un yakmasına neden olur. Çoklu görev ile yaptığımız sürekli değişkenlik,beynin yakıtı çok hızlı bir şekilde yakmasına ve kısa bir süre sonra çok yorgun ve bitkin hissetmemize neden olur. Kelimenin tam anlamıyla beynimizdeki besinleri tükettik. Bu,hem fiziksel ve bilişsel performansta azalamaya neden olur. Başka şeylerin yanı sıra, tekrarlanan görev değişimi, sırayla anksiyeteye,beyinde stres hormonu kortizol seviyesini yükselten saldırgan ve dürtüsel davranışlara yol açabilir. Buna zıt olarak, tek bir görevde kalma anterior singulat ve striatum tarafından kontrol edilir ,ve bir kez merkezi yürütme modunda kalarak çoklu görevden daha az enerji kullanır ve bu gerçekten beynin glikoz ihtiyacını azaltır.

Daha da kötüsü,birçok çoklu görev,karar vermeyi gerektirir: ''Bu mesajı cevaplamalı mıyım, yoksa göz ardı mı etmeliyim? Bunu nasıl cevaplarım? Bu e-postayı nasıl dosyalarım? Şuan çalıştığım şeye devam mı etmeliyim,ara mı vermeliyim?''. Karar verme aynı zamanda sinirsel kaynaklar üzerinde çok zordur ve küçük kararların büyük olanlar kadar enerji aldıkları ortaya çıkmıştır. İlk olarak kaybettiğimiz şeylerden biri dürtü kontrolüdür. Birçok önemsiz kararlar verdikten sonra, döngülerle hızla tükenen bir durumun içine girer, önemli şeyler hakkında gerçekten kötü kararlar vererek süreci sonlandırırız. Neden biri çok görevli çalışarak, günlük bilgiyi işlemesine ağırlık katmak ister?


En zengin 500 Fortune Lideri, önde gelen bilim insanları, yazarlar, öğrenciler, küçük işletme sahipleri ile bilgi yüklemesi tartışmasında, e-posta bir sorun olarak tekrar ve tekrar ortaya çıkar. E-postanın kendisine olan felsefi bir itiraz değildir, bu birçok sayıda zihin uyuşturucu e-postaların gelmesidir.Benim nörobilimci meslektaşımın 10 yaşındaki oğluna,babasının ne için yaşadığı sorulunca,''e-postalarını cevaplar'' şeklinde yanıtladı. Jeff,biraz düşündükten sonra buna gerçekten çok da uzak olmadığını itiraf etti. 

Hükümette,sanatta,sanayide çalışanlar,aldıkları e-postaların hacminin çok yoğun olduğunu ,günlerinin büyük bir bölümünü aldığını rapor ettiler. Kendimizi,e-postalarımızı cevaplama mecburiyetinde hissediyoruz ama öyle yapmak başka bir şeyi başarmayı imkansız hale getiriyor.

E-postadan önce,eğer birine yazmak istediysen,biraz çaba sarfetmek zorundaydın. Bir kağıt bir kalem ile veya bir daktilonun başına otururdun ve dikkatlica bir mesaj yazardın. Kısmen içerdiği ritüelden ve bir ölçüde de bir mektup yazıp,adres ve zarfı bulup,onu postaya vermenin aldığı vakitten ötürüdür ki; fazlaca düşünmeden, kendini hızlıca notlar karalamaya zorlayan araçla ilgili ortada bir şey yoktu. Çünkü birine mektup yazma eylemi birçok adım gerektirirdi ve zamana yaydırılırdı, çok önemli bir şey söylemek zorunda kalmadığımız sürece sorun yaşamazdık. E-postaların yakınlığından dolayı, birçoğumuz kafamızdan geçen en ufak bir düşünceyi yazıyoruz ve gönder tuşuna basıyoruz ve e-posta hiçbir ücret talep etmiyor.

Tabi ki,bilgisayarlarınız ve internetiniz için ödediğiniz para var,fakat bir tane daha e-posta göndermenin artan bir maliyeti yok kağıt mektupla kıyaslarsak. Yapılan her bir zarfın ve posta pulunun fiyatının kaynağı sınırlıydı ve ancak bu çok parayı temsil etmezdi. Eğer onları tükettiysen,daha fazlasını almak için kırtasiye dükkanına ve postaneye özel bir yolculuk yapmak zorunda kalırdın,böylece onları uçarı bir şekilde kullanmazdın. Sırf e-postaların rahat gönderimi kolaylığı tavırlardaki davranışlara,başkaların ne istediği hakkında daha az kibar olma eğilimine yol açtı. Birçok profösör benzer bir hikaye anlatır.Biri der ki,''Neredeyse tanımadığım insanlardan aldığım e-postaların büyük bir kısmı, benden onlar için dışarda bir şeyler yapmamı, onlarla olan ilişki veya işimin bir parçası olduğu normal olarak varsayıyor. İnsanların telefonda, kişisel olarak veya normal posta yoluyla asla soramayacağı şeyleri, e-posta kılıfında her nasılsa onaylıyor''

Ayrıca alıcı ucunda, normal posta ve e-posta arasında önemli farklılıklar vardır. Eski günlerde, bir günde aldığımız tek bir postayı, onu posta kutusundan almak ve sıralamak için günün hangi bölümünü seçeceğinizi siz karar verebilirdiniz. En önemlisi,derhal harekete geçme beklentisi yoktu. Çünkü ulaşması birkaç günü alırdı. Eğer başka bir faaliyetle ilgilenseydiniz, postanızla ilgilenmek için hazır olana kadar, posta kutusunda ya da masanızın üzerinde kalmasına izin verirdiniz. Şimdi e-postalar sürekli olarak ulaşıyor ve çoğu e-posta bir çeşit eylem istiyor:Bebek pandanın videosunu görmek için bu linke tıklayın veya iş arkadaşınızdan gelen şu soruyu cevaplayın,arkadaşlarınızla öğle yemeği planı yapın,veya bu e-postayı spam olarak işaretleyin. Tüm bu aktiviteler bize işlerimizin yapıldığı hissini veriyor ve bazı durumlarda da öyle. Ama öncelikli aktivitelerimize e-postalarla ara verdiğimiz zaman, verimlilik ve derin konsantrasyonu feda ediyoruz.

Son zamanlara kadar kullandığımız her biri birçok farklı iletişim modu, onun önemini,ilgisini ve amacının sinyalini verdi. Eğer sevilen biri sizinle şarkı veya şiir yoluyla iletişim kurarsa, mesaj çok önceden açıktı, içeriğin doğası ve duygusal değerleri hakkında bir şeyi varsaymak için bir nedenin vardı. Eğer o aynı sevilen kişi sizinle onun yerine mahkeme memuru tarafından gelen celp kağıdı ile iletişime geçseydi, dosyayı okumadan bile farklı bir mesaj beklerdiniz. Benzer bir şekilde bunu, telefon görüşmeleri, telgraflar veya iş mektupları da yapardı. Araç, mesaj için bir ipucuydu. Bütün onların hepsi e-posta ile değişti ve bu e-postanın her şey için kullanılması, gözden kaçan dezavantajlarından biridir. Eski günlerde,postalarınızı,kabaca birbirleriyle ilişkin kişisel mektuplarınızı ve faturalarınızı iki yığının içine sınıflandırabilirdiniz.Eğer yoğun bir program ile bir şirket yöneticisi olsaydınız,benzer bir şekilde telefonunuzu geri arama mesajları için sınıflandırabilirdiniz. Ancak e-postalar,bütün hayatın mesajları olarak kullanılır. Bir bakıma e-postalarımızı mecburi şekilde kontrol ederiz çünkü bir sonraki mesajın eğlence için mi, gecikmiş bir fatura için mi, bir ''yapmak''eylemi mi, bir soru mu...şu an yapabileceğin bir şey mi, sonra mı, hayat değiştiren bir şey mi, alakasız şeyler mi olup olmadığını bilmiyoruz.

Bu belirsizlik, hızlı algısal sınıflandırma sistemimizi kasıp kavurur, strese neden olur ve aşırı karar yüklenmesine yol açar. E-posta bir karar gerektirir! Cevaplamalı mıyım? Eğer öyleyse,şimdi mi sonra mı? Ne kadar önemli? Eğer cevaplamazsam veya doğru cevaplamazsam sosyal ve ekonomik veya işle ilgili sonuçları ne olacak?


Ancak mesaj atmak, e-posta problemlerinin çoğundan ve daha başka şeylerden de sorunlu gözüküyor. Çünkü karakterlerle sınırlıdır ve herhangi bir detay seviyesini veya özenli bir tartışmayı zorlaştırır. 


Elbette şimdi,e-postaya eski bir iletişim aracı olarak yaklaşılıyor. 30 yaşın altında olan pek çok insan, e-postanın sadece ''yaşlı insanlar'' tarafından kullanılan modası geçmiş bir iletişim aracı olduğunu düşünür. Onun yerine mesaj atarlar,ve bazıları hala Facebook'a yazar. Facebook paylaşımlarıyla dosyalar,fotoğraflar,videolar ve metin mesajlarının bağlantılarını eklerler ve bu, 30 yaşın üzerindeki kişilerin e-posta ile yaptıklarının aynısıdır.  20 yaşın altında ki pek çok insan şu an Facebook'u daha çok yaşlı jenerasyonlar için olan bir araç olarak görür.

Onlar için mesajlaşma, iletişim modunun önceliği olmuştur.Telefon konuşmaları ile elde edemediğimiz gizliliği ve e-posta ile elde edemediğiniz aciliyeti sunar. Acil yardım hatları, risk altında olan gençlerden mesaj yoluyla gelen çağrıları kabul etmeye başladı ve bu onlara iki büyük avantaj sağlıyor: Bir anda birden fazla kişiyle ilgilenebilirler ve eğer bu esnada bir uzmana ihtiyaç duyulursa, görüşmeyi kesmeden bir uzmanla görüşmeye devam edebilirler.

Ancak mesaj atmak, e-posta problemlerinin çoğundan ve daha başka şeylerden de sorunlu gözüküyor. Çünkü karakterlerle sınırlıdır ve herhangi bir detay seviyesini veya özenli bir tartışmayı zorlaştırır. Ve bağımlılık sorunları, mesaj atmanın aşırı aciliyeti ile artar. E-postaların internet üzerinden kendi yolunu işlemesi biraz zaman alır,onları bariz bir şekilde tıklayıp açma adımını atma ihtiyacı duyarlar. Metin mesajları sinir bir şekilde telefonunuzun ekranında belirir ve sizden dikkatinizi ister. Cevaplanmamış bir mesajın gönderene kendini aşağılayıcı hissettirmesi toplumsal beklentisini de ekleyelim ve sen bağımlılık için bir tarif aldın: Bir mesaj alırsın ve o senin yenilik merkezlerini etkinleştirir. Cevaplarsın ve kendini görevi tamamladığın için ödüllendirilmiş hissedersin. (mesaj 15 saniye öncesine kadar sana tamaman yabancı olsa bile). Senin limbik sistemin ''Daha! Daha fazla! Bana daha fazla ver! diye haykırırken, bunların her biri bir dopamin atışını tetikler.

Ünlü bir deneyde,benim Mc Gill'den meslektaşlarım, hemde nörologlar Peter Milner ve James Olds, farelerin beyinlerine, nucleus accumbens diye adlandırılan limbik sistemin küçük bir yapısı içinde, farelerin beyinlerine küçük bir elektrot yerleştirdiler. Bu yapı,dopamin üretimini düzenler, kumarbazlar bahis kazanınca, uyuşturucu bağımlıları kokain alınca veya insanlar orgazm olunca ''aydınlanan'' bölgedir-Old Milner bu bölgeyi zevk merkezi olarak adlandırır. Kafesteki bir kol, farelere doğrudan onların nucleus accumbens'ına giden küçük elektriksel sinyal göndermesine izin verdi. Sizce bundan hoşlanmışlar mıdır? Hem de nasıl! Hiçbir şeyden haz almadıkları kadar çok sevdiler. Yeme ve içme hakkındaki her şeyi unuttular. Çok uzun zaman sonra acıkmışlardı, eğer küçük krom çubuğa basma şansları olsaydı, lezzetli yemeği görmezden gelirlerdi ve hatta ilişkiye girme fırsatını bile göz ardı ederlerdi. Fareler açlıktan ve yorgunluktan ölene kadar, sadece kola tekrar tekrar bastılar. Bu sizde bir şey hatırlattı mı? 30 yaşındaki bir adam, Guanghou(Çin'de),üç gün boyunca sürekli olarak video oyunları oynadıktan sonra öldü. Diğer bir adam Daegu (Kore'de) yaklaşık 50 saat boyunca sürekli video oyunu oynadıktan sonra kalp kriziyle ölmüştür.


Her zaman, öyle yada böyle e-posta atıyoruz, başarma duygusunu hissediyoruz ve beynimiz bize bir şeyler başardığımızı söyleyen bir topak ödül hormonu alır. Her vakit, bir twitter veya facebook güncellemesi kontrol ederiz, yeni şeylerle karşılaşırız ve kendimizi daha sosyalleşmiş hissederiz (bir çeşit garip, kişisel olmayan siber bir şekilde) ve beynimiz başka bir topak ödül hormonları daha alır. Beynin yenilik arayan parçası, prefrontal kortekste, üst düzey düşünmeye, planlamaya, listelemeye değil sadece zevk duygusuna neden olur. Hiç kuşkunuz olmasın: E-posta, Facebook ve Twitter ‘ı neler olup olmadığına bakmanız, sinirsel bir bağımlılık oluşturmaktadır.