23 Ocak 2015 Cuma

Ahlaklı Bir Çocuk Yetiştirmek

Çeviren: Tuğba TEKÇELİ 

İyi bir ebeveyn olmak için ne gerekir? Çocukların başarılı kişiler olmaları için nasıl eğiteceğimize dair bir kaç hile biliyoruz. Örneğin, araştırmaya göre ebeveynler yetenekten ziyade çabayı övdüklerinde çocuklar daha güçlü bir iş ahlakı geliştiriyorlar ve daha fazla motive oluyorlar.

               
Bazı ebeveynlerin, çocukların başarılarını onların yerine yaşamalarına rağmen, bir çoğu için başarı birinci öncelik değil.  Bizler çocuklarımızın nazik, şefkatli ve yardımsever olmaları için endişe ederiz. Anketler sonucunda; ABD’deki Avrupa , Asya, İspanyol kökenli ve Afrikalı etnik gruplardan ebeveynlerin hepsinin, başarıdan çok şefkatli olunmasına önem verdiği ortaya çıkmıştır.  Bu anketler tüm dünyada düzenlenmektedir: Dünya 50 ülkeden insanlara hayatta ki onlara yol gösteren ilkeleri sorulduğunda en önemli konunun başarı değil şefkat olduğu çıkıyor.

Hayatlarımız da kapladığı öneme rağmen çocuklara diğerlerine şefkat göstermelerini öğretmek kolay bir görev değildir. Yaklaşık 600 İsrailli aile üyelerinde yapılan bir çalışmada, naziklik ve şefkate değer veren ebeveynler bu değerleri paylaşan çocukları yetiştirmekte genelde başarısız oldu.

Bazı çocuklar tamamen iyi bir doğaya sahip mi değil mi? Geçtiğimiz 10 yılda; bir karşılık beklemeden başkalarına sık sık yardım eden insanların şaşırtıcı başarıları üzerinde çalıştım. İki kız ve bir erkek çocuk babası olarak bu cömert eğilimlerin nasıl geliştiği hakkında gitgide merakım arttı.
Genetik ikiz araştırmaları göstermektedir ki şefkat ve verici olma eğilimlerimizin dörtte birinden yarısına kadar olan kısım ailemizin genlerinden mirastır. Bu da terbiye etmek için bir sürü yer bırakmaktadır ve bunun kanıtı ebeveynlerin nasıl kibar ve şefkatli çocuklar yetiştirdiğinde :  Çoğu ebeveynin iyi davranışı överken, kötü davranışa cevap verirken ve diğerleriyle iletişim kurarken yaptıkları şeylerin tam zıttıdır.

İki yaşından itibaren çocuklar doğru ve yanlış tarafından tetiklenen bazı ahlaki tecrübeler yaşıyorlar. Şefkati doğru davranış biçimi olarak kuvvetlendirmek için; araştırmalar göstermektedir ki,  yüceltmek ödüllerden daha etkilidir. Ödüller sadece bir havuç teklif edildiğinde çocukları nazik olmaya yönlendirme açısından risk taşımaktadır , halbuki,  yüceltme ise paylaşmanın doğası gereği değerli bir şey olduğunu anlatır. Ama çocuklarımız ilk cömertlik emareleri gösterdiklerinde onları ne çeşit bir övgüde bulunmalıyız?

Birçok ebeveyn çocukları yerine davranışlarını övmek önemli olduğunu inanır, böylece çocuk davranışı tekrarlamayı öğrenir. Gerçekten de "Sen yardımsever bir insansın" yerine "Bu çok yardımsever bir davranıştı" cümlesini söylemeye dikkat eden bir çift tanıyorum.
Ama bu doğru bir yaklaşım mıdır ? Akıllıca bir deneyde, araştırmacılar Joan E. Grusec ve Erica Redler cömert davranışa karşı cömert karakteri onayladığımızda ne olacağını araştırmak üzere yola çıktılar. 7 ve 8 yaşındakiler misket kazanıp birkaçını fakir çocuklara verdiklerinde araştırmacı şöyle dedi : “ Vay, epeyce bir şey paylaştın.“

Araştırmacılar çocukları farklı türden övgüler alacakları şekilde rastgele dağıttılar. Bazı çocukları “Misketlerinden birkaçını fakir çocuklara vermen iyiydi, evet bu iyi ve yardımsever bir davranıştı” diyerek övdüler. Diğerlerinde  “Sanırım fırsat bulduğun zaman diğerlerine yardım etmeyi seven bir kişisin. Evet sen çok hoş  ve yardımsever bir insansın.”  diyerek eylemin ardındaki karakteri övdüler.
Birkaç hafta sonra, çocuklar vermek ve paylaşmak için daha fazla fırsatla karşılaştıklarında karakterleri övülen çocuklar, eylemleri övülenlere göre çok daha cömerttiler. Karakterlerini övmek onların bunu kimliklerinin bir parçası olarak içselleştirmelerine yardımcı oldu. Çocuklar kendi eylemlerini gözlemleyerek kim olduklarını öğrendiler: "Ben yardımsever bir insanım."  Bu, ahlaki davranışlar için isimlerin fiillerden daha iyi işlediğini  bulan psikolog Christoper J. Bryan’ın yeni araştırması ile uyuşmaktadır. 3 ve 6 yaş arasındaki çocukların bir işe yardım etmelerini sağlamak için onları yardıma davet etmektense “Yardımcı” olmaları için cesaretlendirmek %22 ile %29 arasında daha etkili olmuştur. “Lütfen kolayına kaçma” demek yerine katılanlara “Lütfen kolayına kaçan biri olma” demek kolaya kaçmayı yarıya indirdi. Eylemlerimiz karakterimizin bir yansıması haline geldiğinde ahlaklı ve cömert tercihlere eğilimimiz artıyor. Zaman içinde bu bir parçamız haline gelebilir.

Övgünün, çocukların daha güçlü bir kimlik duygusu geliştirdiği kritik dönemlerde özellikle etkili olduğu görülüyor. Araştırmacılar Joan E. Grusec ve Erica Redler , 5 yaşındaki çocukların kişiliğini övdüklerinde, ortaya çıkan herhangi bir yararın devam eden bir etkisi olmadı : ahlaklı karakteri sabit bir benlik hissinin bir parçası olarak içselleştirmek için çok küçük olmuş olabilirler. Çocuklar 10 yaşına geldiklerinde karakteri övmek ile eylemleri övmek arasında ki farklar kayboldu: İkisi de etkili oluyordu. Karaktere cömertlik aşılamanın en çok çocukların karakter kavramlarını sabitleştirmeye başladıkları 8 yaş civarında önemli olduğu görüldü.
İyi davranışa karşı övgü mücadelenin yarısı olabilir. Fakat kötü davranışlara verdiğimiz tepkinin de sonuçları vardır. Çocuklar suç işledikleri zaman, genellikle iki ahlaki duygudan birini hissederler: utanç ya da suçluluk. Birbirlerinin yerini alan bu duyguların yaygın inancına rağmen, psikolog June Price Tangney’in yaptığı araştırma onların çok farklı sebep ve sonuçları olduğunu ortaya çıkarıyor.
Utanç, kötü biri olduğumun bir hissidir. Oysa ki, suçluluk kötü bir şey yapmış olduğumun duygusudur. Utanç, kendi özüne zarar veren olumsuz bir düşüncedir. Utanç, çocukları küçük ve değersiz hissettirir ve onlar bu durum karşısında ya sert ve ani tepki verirler ya da bu durumdan büsbütün kaçmaya çalışırlar. Bunun aksine, suçluluk iyi davranışla onarılabilen bir durum hakkında ki olumsuz bir yargıdır. Çocuklar suçlu hissettiklerinde, vicdan yapma, pişman olma, zarar verdiği kişiyi anlama ve durumu düzeltme amacında olurlar.

Psikolog Karen Caplovitz Barrett’in öncülük ettiği bir çalışmada, aileler kendi küçük çocuklarının evde suçluluk ve utanç duygusu yaşama eğilimlerini derecelendirdiler. Çocuklar birer bez bebek aldılar, yalnız bir şekilde oynarken bebeğin bacağı yere düştü. Utanca eğilimli çocuklar araştırma yapan kişiden çekindiler ve bebeği kırdığını itiraf etmediler. Suçluluğa meyilli çocuklar bebeği onarmaya çalıştılar, araştırmacıya yaklaştırdılar ve neler olduğunu açıklamaya çalıştılar. Utangaç olan çocuklar kaçınandılar, suçluluğa meyilli çocuklar telafi edici, düzelticiydiler.

Eğer çocuklarımızın başkalarını önemsemesini istiyorsak, yanlış davrandıkları zaman, onlara utanmalarından ziyade suçlu hissetmeyi öğretmemiz gerekmektedir. Duyguların ve değerlerin gelişimi üzerine yapılan bir araştırmanın değerlendirmesinde, psikolog Nancy Eisenberg önermektedir ki; ebeveynler öfkelerini ifade ettiklerinde, sevgilerini geri çektiklerinde ya da ceza tehdidiyle güçlerini göstermeye çalıştıklarında utanç ortaya çıkar; ebeveynler disiplin uygulamasında başarısız olurlar ve bu da güçlü ahlaki değerlerin gelişimini engeller.

Kötü davranışa karşı en etkili tepki hayal kırıklığı ifade etmektir. Profesör Einsberg ve David R. Shaffer 'in bağımsız görüşlerine göre, ebeveynler hayal kırıklığı göstergesiyle ve davranışın niçin davranışının yanlış olduğunu, bunun başkalarını nasıl etkilediğini ve bu durumu nasıl düzelteceğini açıklayarak yardımsever çocuk yetiştirmektedirler. Bu çocukların olayları değerlendirme derecelerini, başkalarına karşı sorumluluk ve empati duygularını ve yardımsever bir insan olmayı sağlayan ahlaki kimlik duygusunu geliştirmeyi sağlar. Hayal kırıklığı göstergesinin güzelliği şudur, gelişim için büyük beklentiler ve potansiyel ile birleşmiş kötü davranışın onaylanmamasını anlatır. “Kötü bir şey yapmış olsan bile sen iyi bir insansın ve biliyorum ki daha iyisini yapabilirsin.”

Kötü davranışı eleştirmek, iyi karakteri övmek ne kadar etkili olsa da, cömert bir çocuk yetiştirmek, çocuklarımızın eylemlerine tepki verme fırsatını beklemekten daha fazlasını içermektedir. Ebeveynler olarak, değerlerimizin çocuklara ulaşmasında önceden önlem almak istiyoruz. Fakat, çoğumuz bunu yanlış yoldan yapıyoruz.

Klasik bir deneyde, psikolog J.Philippe Rushton, ilkokul ve ortaokul çağındaki 140 çocuğa,bir oyun kazanmak için,  tamamen kendilerine saklayabilecekleri ya da yoksulluk içindeki bir çocuğa bir miktar bağışlayabilecekleri jetonlar verdi. İlk başta bencilce ve cömertçe oyun oynayan ve sonrasında onlara almanın, vermenin ya da ikisini de yapmamanın değeriyle ilgili öğüt veren bir öğretmen figürü izlettiler. Yetişkinlerin etkisi önemliydi: Eylemler kelimelerden daha yüksek sesle konuşur. Bir yetişkin bencilce davrandığında çocuklar uyumla takip ederler. Kelimeler çok fazla farklılık göstermedi- çocuklar yetişkinin bencillik ya da cömertliği ağızdan destekleyip desteklemediğini dikkate almaksızın, bencilce davranışını gözlemledikten sonra daha az jeton verdiler. Yetişkin cömertçe davrandığında, öğrenciler cömertlik öğüt edilse de edilmese de aynı miktarı verdiler- onlar her iki durumda da yani cömertlik öğüt edilse de edilmese de standarttan daha fazlasını; % 85ini verdiler. Yetişkin bencilliği öğüt ettiğinde, cömertçe davrandıktan sonra bile, öğrenciler standarttan daha fazlasını % 49’unu verdiler. Çocuklar; cömertliği kendi rol modellerinin ne söylediklerini dinleyerek değil, onların ne yaptıklarını gözlemleyerek öğrenirler.



Zamanla bu rol-modelliğin etkilerinin devam edip etmediğini test etmek için, 2 ay sonra araştırmacılar çocuklar oyunu yeniden oynarken gözlemlediler. Çocukların jetonları verip vermemesinde modelin etkisi mi yoksa öğüdün etkisi mi var ve çocuklar 2 ay öncesinden bile bunu hatırlayabiliyorlar mı ?

En cömert çocuklar öğretmenin bir şey söylemeden jeton verdiğini izleyenlerdir. 2 ay sonra, bu çocuklar; hem aynı davranışı gözlemleyen aynı zamanda öğüdü de dinleyen çocuklardan  % 31 daha cömertlerdir. Bu araştırmadan alınan mesaj açık ve nettir : Eğer ki sen cömertlik modeli göstermezsen, kısa vadede öğüt yardımcı olmayabilir ve uzun vadede öğüt hiçbir şey söylemeden verilenden daha az etkilidir.

İnsanlar genellikle karakterin eyleme sebep olduğuna inanır, ama iş ahlaklı çocuk yetiştirmeye geldiğinde, karakteri şekillendiren eylemi hatırlamamız gerekmektedir. Psikolog Karl Weick soru sormayı sevdiği için: “Ne yaptığımı anlayana kadar kim olduğumu nasıl bilebilirim? Nereye yürüdüğümü anlayana kadar neye değer verdiğimi nasıl bilebilirim?”

Adam Grant, Pensilvanya Üniversitesi Wharton Okulu Yönetim ve Psikoloji Profesörü ve “Almak ve Vermek: Niçin Başkalarına Yardım etmek Başarımızı Yönlendirir?” kitabının yazarıdır.

6 Ocak 2015 Salı

Eğitim İçin Evrensel Araştırma: Eğitim ve Meslekler

Çeviren: Melis Sertoğullar

Orijinal metin için tıklayınız


‘İstihdamın geleceği üzerine çalışmalar açığa kavuşturmaktadır ki, günümüzde en çok önem arzeden  şey ne kadar bildiğinden ziyade bildiklerinle neler yapabileceğindir.’

Dr. Tony Wagner

Bugünün teknolojisi geleceğin meslekleri için ne anlama gelmektedir ve gelecek çalışan nüfusun iş piyasasında başarılı olabilmesinden emin olmak için eğitim sistemimizi nasıl daha iyi yapılandırabiliriz?

20.yy MESLEKLERİNİN büyük bir oranı, makine çağı tarafından soyu tükenme tehlikesi altındadır. Dr. Carl Benedikt Frey (Oxford Martin Okulu) ve Dr. Micheal A. Osborne (Mühendislik Bilimi Bölümü, Oxford Üniversitesi) tarafından yapılan en son Oxford Martin okul çalışması, ABD’deki  şu andaki mesleklerin %47’sinin gelecek 20 yıl içinde otomatikleşme riski altında olduğunu buldu. Dahası, hizmet sanayi sektöründeki son büyümeye rağmen, bu sanayideki işler oldukça hassastır. Frey ve Osborne, bu meslekleri yüksek, orta ve düşük riskli şeklinde kategorilere ayırarak,702 özel mesleğin bilgisayarlaştırılmak için ne kadar kırılgan olduğuna değer biçtiler.

Teknolojik gelişmelerin önceki dalgalanma sürecinde, hükümetin insanlara yardımda bulunduğu en önemli şekillerden biri, eğitim sistemindeki yenilikler(reformlar)  yoluyla gerçekleşmektedir. Peki gerekli değişiklikleri sağlamak için hükümet şuan ne yapıyor olmalıdır?

Bu konuları daha ileri derecede tartışmak için, bugün,’İstihdamın Geleceği: Meslekler Bilgisayarlaşmaya karşı ne kadar hassas’ adlı kitabın yazarları, Dr.Carl Frey ve Dr. Micheal Osborne’un ve Harvard Üniversitesi Gelişim Laboratuarında uzman Dr.Tony Wagner’ in ‘Eğitim İçin Küresel  Araştırmalar’ına katıldım. Tony gelecek hafta Helsinki, Finlandiya’daki OPPI festivalinde yenilik için eğitim üzerine bir sunuma rehberlik ediyor olacak.

‘Sadece şunu tavsiye edebilirim ki; genç insanlar makineler üzerine üstünlük sağlayan bir çeşit bilişsel ve yaratıcı beceriler kazanmaya devam etsinler.’

Dr.Micheal A.Osborne


Çalışmalarınızda, inandığınız en önemli bulguları lütfen özetler misiniz beyler?

Michael: Günümüz ABD İstihdamının, gelecek 20 yıl içinde otomatikleşme riski altında olan %47’lik bir mevcut pay bulduk. Bu işlerin bazıları, lojistik ve hizmet gibi, otomatikleşme tarafından önceleri tehdit altında olmayan kategoride yer alıyorken, otomatikleşmenin düşük yetenekli işçiler üzerinde baskın bir şekilde tehtidin devam edeceğini umuyoruz. Aslında, meslekteki ortalama eğitim seviyesi ile otomatikleşmeye hassasiyeti arasında güçlü olumsuz bir ilişki bulduk. Benzer bir şekilde bu, ortalama ücret konusunda da doğruydu; genellikle daha iyi eğitim görmüş çalışanların olduğu daha iyi ücret ödeyen MESLEKLER, yakın gelecekte otomatikleşmeye pek sıcak bakmazlar. Nicel olarak bulduğumuz, bir meslekte keşke insanların çeyreği kadarı üniversite mezunu ya da daha iyisi olsaydı, böylece tahmin edilebilir gelecekte, mesleklerin otomatikleşme konusunda %50 şansı olurdu. Eğer meslekteki çalışanların en azından lisans dereceleri olursa, otomatikleşmenin olasılığı sıfıra yakın olur. Görünen şu ki; gelecek MESLEKLER göz önüne alındığında eğitim hayati bir konudur.

Makine çağı tarafından tehlikede olan 20.yy meslekleri oranları hakkında biraz konuşabilir misiniz?

Michael: Öncelikle, üretimdeki otomatikleşme trendinin devam edeceğini umuyoruz: Robotlar, algılayıcı ve idarecilerin gelişimiyle, fabrika işçilerinin yerini almaya devam edecek. Bundan da öte, pek çok satış mesleğinin kırılgan olduğunu tahmin ediyoruz: İnternetten (online) alışveriş ve kendi kendini kontrol etme, kasa yerine makinede ödeme yapmak;  insan satış temsilcisi ve kasiyerlerin masrafları nedeniyle çok popüler olmaya devam edecek. Aslında, tele-pazarlama, en bilgisayarlaştırıcı işlerden biri olarak derecelendirilmişti: şüphesiz herhangi birinin telefonda robotlara konuşmaktan sıkılan birinin umutsuzluğuna karşın. Belki daha şaşırtıcı olarak, taşımacılık ve sekreterlik işlerinin yeni teknolojilere karşı risk altında olduğunu umuyoruz. Otonom araçlar, iş makinesi ya da maden araçları sürücüleri gibi, pek çok lojistik işleri tehdit ederken, büyük veri analitiği, vergi hazırlayıcılar gibi, riskli bilgi depolama ya da işlemeye güvenen meslekleri derecelendirmektedir. İkincisine kanıt olarak, yasal yardımcının işlerinin yerini algoritmaların aldığını şimdiden görüyoruz yani bu saçma bir tahmin değildir. Son olarak şüphelendiğimiz şu ki; hizmet robotlar ve karmaşık algoritmaların büyümesiyle hizmet sektöründeki pek çok MESLEK, artarak risk altında olacaktır. Örnek olarak, mahkeme muhabirlerin işleri kopya yazılımlar tarafından tehdit altında olabilir ve elektronik tamir işleri giderek karmaşıklaşan elektronik öğelerin azalan maliyetleri tarafından çoktan etkilenmektedir. Bu özellikle, hizmet çalışmalarını üstlenen işçilerin şuanda yükselen yüzdesi için verilen bir alarm niteliğindedir. Yine de, diğer pek çok hizmet sektörü mesleği, otomatikleşme taraftarı değildir. Bir örnek olarak, oda temizleyicileri işlerinde hala robotlardan çok daha iyidir.

Carl: Bu konuyu biraz açmak gerekirse, söylemek istediğimiz şey şu ki; çok fazla yaratıcılık ve sosyal  zeka gerektirmeyen hizmet mesleklerin otomatikleşmesi muhtemeldir. Bazı kişisel hizmet MESLEKleri yine de, özellikle bazıları sosyal zeka gerektirir. Bize göre bunlar, otomatikleşmeyecek olanlardır.

“Kısa vadede, hükümet, kişisel hizmet için talepleri canlandırarak İSTİHDAMI destekleyecektir. Uzun vadede ise, eğitilmiş çalışanların bilgisayarlarla çalışan stajyer işçilerin vekilinden fazlası olacağına inanmıyorum.’

Dr.Carl Benedikt Frey




Lütfen, bilgisayarlaşma riski altında olmayan bazı işlerin karakterleri hakkında biraz tartışalım.

Michael: Bu meslekler, makinelerde nispeten zayıf olduğu görevleri içerir; ki bu görevler yaratıcılık ve sosyal zeka içermektedir. Örnek olarak, bana göre, eğlence terapistleri, ruh sağlığı danışmanları ve ilkokul öğretmenleri tahmin edilebilir gelecek için nispeten güvenlidir. Pek çok insanın, dağınık ortamlarda çalışma gerektiren işlerin de nispeten güvenli olduğunu öğrenmeleri şaşırtıcı olabilir.Örneğin, bitki saksısından istenmeyen kiri ayırt edebilen bir oda temizleyicinin algısal kapasitesi, bir robot temizleyiciyle eşleştirilmesi uzun yıllar boyunca olası değildir.

Tony,  bu evrimsel faz niçin önceki nesillerde gördüğümüz aşamalı değişimlere karşın eğitimde daha devrimci değişikliklere gerektirir?

‘İSTİHDAM çalışmalarının geleceği açığa kavuşturmaktadır ki, günümüzde en çok önem arzeden  şey ne kadar bildiğinden ziyade bildiklerinle neler yapabileceğindir. Pek çok yeni kolej mezunları kendilerini işsiz ya da istediği şekilde iş bulamamış olarak bulur çünkü giderek yenilik güdümlü ekonomi ihtiyacındaki yetenekleri eksiktir. Akademik içerik bilgisiyle, internet bağlantılı her aygıtla mevcut olan ticari eşya olmak; önayak olabilmek, işbirliği, sebat, ayırt edebilmek ve problemleri yaratıcı bir şekilde çözebilme yeteneği, bugünün en talep gösterilen nitelikleridir ve gelecekte atarak önemli olacaktır. Problemimiz şu ki; eğitim sistemimizin öncelikle, üç R’ı öğretmek ve içerik bilgiyi taşımak için tasarlanmadı. İçeriği öğretmeye ek olarak, beceri ve irade için öğrencileri eğitecek  okullar yaratmaya ihtiyacımız vardır. Eğer bu geçişi hızlı bir şekilde yapamazsak, sayısı büyümekte olan gençliğimiz işsiz olacak, aynı zamanda İŞVERENLER ihtiyaç duydukları yeteneklere sahip yeni işçiler bulamamaktan şikayet edeceklerdir.

"İçeriği öğretmeye ek olarak, beceri ve irade için öğrencileri eğitecek okullar yaratmaya ihtiyacımız vardır. Eğer bu geçişi hızlı bir şekilde yapamazsak, sayısı büyümekte olan gençliğimiz işsiz olacak, aynı zamanda İŞVERENLER ihtiyaç duydukları yeteneklere sahip yeni işçiler bulamamaktan şikayet edeceklerdir."

Dr. Tony Wagner


Bu değişimin sonucu olarak, şuan da işsiz ya da işsiz olacak çalışanların yeniden eğitilmesi hakkında hükümete ne tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Tony: Keşke bu önemli soruya zeki bir cevabım olsaydı, fakat ben “iyileştirici” bir lise İngilizce öğretmeniyim bir ekonomist değil. Önsezim şu ki; yeni ekonomi için genç insanları daha iyi hazırlamak bir nesil zaman alacak. Bu arada belki, çökmekte olan altyapımızı düzeltmek için okulöncesi yardımlara, destekli ev yaşamlarına ve diğerlerine insanları koymaya ihtiyaç duyabiliriz. Şehrimizin daha iyi ve yaşanılası olması için yapılması gereken çok şey var. Soru şu ki: Bu iş için insanlara ödeme yapmaya istekli miyiz?

Carl: “Kısa vadede, hükümet, kişisel hizmet için talepleri canlandırarak İSTİHDAMI destekleyecektir. Uzun vadede ise, eğitilmiş çalışanların bilgisayarlarla çalışan stajyer işçilerin vekilinden fazlası olacağına inanmıyorum.

Eğer bugün, bir lise öğrenci grubuna karşı konuşma yapıyor olsaydınız, İŞ piyasasında başarı sağlamayı keşfetmeleri için onları hangi alan ve disiplinlere teşvik ederdiniz?

Tony: İlk olarak, gerçek ilgilerini takip etmelerine teşvik ederdim. Merak ve içsel ilgi, sade akademik başarıdan baskındır. İkincisi, ilgilerini çekecek önemli bir problem etrafında disiplinler arası bir tasarım düşünmelerini tavsiye ederim. Yenilikler, akademik disiplinlerin değil,  o akademik disiplinlerdeki kesişmelerde artarak meydana gelir.

(Editörün Notu: Tasarım Yaklaşımı için sitemizde daha önce çevirisi yapılmış 'Tasarım Fikri' kılavuzunu tavsiye ederiz.)

Michael: Tahlillerimizden çok açık bir şekilde çıkan şey, eğitimin öneminin devam etmesiydi. Özellikle, bir işin ortalama eğitim seviyesi ve bilgisayarlaştırılma ihtimali arasında güçlü olumsuz bir gidişat bulduk. Aslında, sadece şunu tavsiye edebilirim ki; genç insanlar makineler üzerine üstünlük sağlayan bir çeşit bilişsel ve yaratıcı beceriler kazanmaya devam etsinler. Belki taraflı olabilirim ancak verinin yaratıcı kullanımları etrafında dönen mesleklerin bazen otomasyona dayanıklı olmaları muhtemeldir. Dahası insan yetenekleri: Görüşme (Ara buluculuk) ya da ikna etme yeteneği gibi, otomasyona dayanıklılıklarından dolayı,  insan mesleği için artarak önemli olması muhtemeldir. Son olarak, yapılandırılmamış çevredeki el işleri, muhtemelen açık güvenli bir bahistir: Bahçıvanların, uzun bir süre için işleri hakkında endişelenmek zorunda olmaları muhtemel değildir.

4 Ocak 2015 Pazar

Sosyal Medyanın 7 Ölümcül Günahı


Çeviri: Hatice Şahan

Dante’nin “Cehennemin Yedinci Çemberi” dijital medya dünyasında sosyal medyanın gücünü tam manasıyla kavrayamamış olan işletmeler için yerini almış durumda. Şirketler sosyal medya kampanyalarından faydalanma peşinde ancak yedi büyük günahın cazibesiyle ayartılmak olumsuz sonuçlara ve toplumsal sorunlara yol açabiliyor.
Lider teknoloji firmalarında HCL’nın başkanı Apurva Chamaria ile görüştüm ve ters gidebilecek durumlar hakkında birkaç ilginç örnek verdi. Bu ayartmalara karşı temkinliyiz ancak sizin de göreceğiniz gibi etkilenmiyor değiliz. Örnekler gerçek vakalara dayanmaktadır; isimler kimlikleri açığa vurmamak adına gizli tutulmuştur –kendi ismimiz hariç.

Şehvet: Sosyal medya bağlamında şehvet, ün ve popülariteye duyulan yoğun istek olarak tanımlanabilir. Şirket, görüşlerini ve ya içeriğini fazlasıyla yayınlamaya başladığında bu istek kendini göstermiş oluyor. Geleneksel yayıncılığın aksine sosyal medya çift yönlü bir iletişim platformudur; megafondan öte telefon gibi. Sosyal medya kullanıcıları ilginç konulara ve hikâyelere firmaların adlarıyla dâhil olmak istiyorlar ancak kendi haber kaynaklarında kendilerini ilgilendirmeyen paylaşımlar görmek istemiyorlar. Dikkat çekmek için çırpınan yayınlar başarısız oluyor.
Perakende satış yapan bir moda firması, farklı markaların isimlerini etiketleyerek tweetler atmaya başladığında şehvet’e kapıldığını göstermiş oldu. Ne yazık ki, etiketlerin paylaşılan tweetle hiçbir alakası yoktu. Firma seçtiği #iPad, #mms, #Apple gibi etiketlerle bu markaların veri tabanına kendi adını yazdırmış oluyor. Bu çaresizce yapılmış girişimler #spam etiketler olarak tanımlandı.

Tembellik: Sosyal medya sohbet amaçlı bir ortam. Kulağa sıradan ve klişeleşmiş gibi gelebilir ama sosyal medyanın böylesine fenomen hale gelmesindeki sebep çift yönlü sohbet olanağı sağlaması. Sosyal medya sayesinde iş yerleri müşterileriyle kolayca ve bire bir olarak, yüz yüze gibi gerçek bir iletişime geçebiliyor. Ama bunu yapabilmek için markalar telesekreterli cevaplardan kaçınmalılar. Sosyal medya eş zamanlı yanıt verme platformu olabilir ancak kullanıcılar kuruluşların kendilerine 7/24 cevap veremeyecek durumda olduklarının da farkındalar. Telesekreterli cevap vermeyi alışkanlık haline getiren şirketler aşağılama ve alay konusu olma yolunda ilerliyorlar.
Twitter-botları otomatik yanıt döngüsüne girdiğinde çok büyük bir şirket yoğun bir şekilde kınanmıştı. Bu şirketin müşterisi olmayan biri beklenmedik bir şekilde şirketten bahsetmişti. Daha sonra bot genişleyen kitlenin endişelerinden bihaber bir şekilde bir yanıt dizisine karıştı. Bundan sonra şirket bir tüketicinin gizlilik endişelerine yanıt veren tweetleri otomatik olarak herkese gönderiyordu.

Kibir: Sosyal platformlar, organizasyonların değer ve inanç sistemlerinin sözcüsü durumundadır. Herhangi bir resmi iletişimde olduğu gibi firmalar müşterilerinin memnuniyetine daima özen göstermelidirler. Olumsuz ya da kaba bir iletişim markanın saygınlığına ve sonuç olarak da kazancına gölge düşürebilir. Bir şikâyetinizi dile getirdiğinizi ve şirketin üst kademesinden birinin size cahil diye hitap ettiğini varsayın. Gerçekte de böyle bir şeyi bir firmanın yönetim kurulu başkanı Facebook’ta yaptı. Sonuç olarak kazançlarında çift haneli bir düşüş gerçekleşti. Bu şirkete LFT diyelim. LFT’nin CEO’sunun yaptığı bir yorum;
“Dün, bu kadın bana iyi niyet göstergesi olarak tazminat isteminde bulundu. Biz de ona uygun bir dille, teşekkür ederiz ama bu sizin beceriksizliğiniz, yanıtını verdik.” Sosyal medyanın buna yanıtı hızlı ve zarar verici oldu. Birkaç tane “LFT’den nefret ediyorum” gibi internet siteleri ortaya çıktı. LFT kâr oranı %29 düşerken rakipleri beklediklerinden fazla kâr elde ettiler.

Kıskançlık: Sosyal medyada başkalarının başarısı üzerine bir şeyler inşa etmek kabul edilebilir bir durum ancak bir başka firmayı tamamıyla kopyalamak hiç de iyi bir fikir değil. Video temelli programlar üzerine kurulu “yaratıcı kampanyalar” yürüten çok uluslu dev bir firma böyle bir hata yaptı. Firma kendi kampanyasında diğer firmanınkine benzer bir fikir, isim, kanal hatta etiketler kullandı. Bu kopyalama girişimi başarısız oldu çünkü markanın kimliği kopyalanan konsepte uymadı. Firma, kendi hedef kitlesini ve yerini anlamadan başkalarının fikirlerini kopyaladığı için yenilgiye uğradı.

Öfke: Sosyal medya iletişiminde firmalar birçok dedikoduya ve olumsuz olaylara maruz kalsalar bile her daim sakinliği korumalıdırlar. Firmaların olumsuz eleştiriler karşısında verdiği tepkilerden biri başarıyla, diğeri üzücü bir şekilde sonuçlanan iki örnek vereceğiz.
Bir özel ürün şirketi, ürünlerinin fiyatıyla ilgili olumsuz konuşulan bir TV yayınında sosyal tepkilere maruz kaldı. Şirket, yüksek kalitede ürün ve servis hizmetine kullanıcıların gücü yetmiyorsa biz ne yapalım, şeklinde bir karşılık verdi. Bu olay şirketi oldukça kötü bir duruma düşürdü ve gayet açık bir şekilde sosyal medyada karşılaşılan olumsuzluklara böyle tepki verilmemesi gerektiğini göstermiş oldu.
Bir tüketim ürünleri şirketi ise daha iyi bir yol izledi. Şirket yöneticisi “Bir torba dolusu yalan satıyorsunuz.” sözlerine karşılık sorumluluğu üstlenerek söylenilen sözlerle ilgili eğlendirici bir video ile özür diledi. Bu mizahi yaklaşım olumlu sonuçlandı ve şikâyetçi olan tüketicileri bile memnun etti.

Açgözlülük: İşletmeler, açık bir şekilde işletmeleri teşvik edici güç olan kurumsal sosyal sorumluluk kampanyalarını kullanmaktan yüzeysel olarak kaçınmak için ihtiyatlı davranırlar. Şirket bağışı karşılığında başarıları veya kayıtları artıran programların, bir bağışı ticari kazanç için düşüncesizce kullandığı görülmektedir. Bu hileler aşırı şekilde marka anlayışsızlığını gösterir ve destekten çok eleştiriye neden olur.
Şirketin biri Facebook’ta gönderisinin beğenisi 50.000’e ulaşırsa bağış yapacağına dair söz verdi. Gönderi şöyleydi: “Açlığı dünyadan kazıyalım! 50.000 beğeni alırsak, 50.000 dolar vereceğiz. Duymayan kalmasın! Paylaşımlarınızla açlığı ortadan kaldırmak için katkıda bulunun!”

Oburluk: Gereğinden fazla aşırıya kaçan davranışlar sosyal medya operatörlerinin ağına düşüyor. Bu aşırı davranışlar medya ortamında tweetlerle ve takipçilerle ortaya çıkabiliyor. Kendi takipçilerini artırmak için bazı politikacılar ve pazarlamacılar dahi geri-takip sağlayan eğlence sitelerine ya da eskort servislere kendilerini kaptırdılar.
Şirket olarak sosyal medyaya ilk adım attığımız zamanlarda bizim yaptığımız yanlış da bir çeşit oburluk diyebiliriz. Sosyal işlerle ilgili yazılmış bir blog yayınladığımızda ilgi çekme çabalarımızdan biri çalışanlarımıza blogla ilgili birçok tweet attırmak olmuştu. Ne yazık ki tüm tweetler sadece #cio #socbiz başlıklarıyla etiketlendiğinden Twitter’dan hızlı ve sert bir yanıt geldi; “Bu başlıklarla etiketlemeyi durdurun. Etiketler geçici olarak geçersiz hale getirildi.”

Özetle, şirketler asıl yükümlülüklerini unutmamalı, müspet yaklaşımlarla ve güvenilir içeriklerle saygıya dayalı farkındalık yaratmak olduğunu akıllarından çıkarmamalıdırlar.

28 Aralık 2014 Pazar

Gezinmek, Oyalanmak ve Takılmak için Kütüphanelerin Yeniden Yapılandırılması

Çeviri: Hasan Alma



(CNN)-- Nashville Halk Kütüphanesi aşağı bölümünün üçüncü katında, monokrom kitap raflarının dingin satırları ve sert ahşap mobilyaların olduğu genişçe bir alanın kapısı, yetişkin müşterilerin hoş karşılanmadığı bir yere açılır.
Sessizlik yerine, kahkaha ve gırgır odayı kaplar. Renkli raflar, grafik ve çizgi romanlar, zorbalık ve koleje başvuru üzerine yardımcı kitaplar tutarak duvar da uzanır. Gençler, konuşarak, okuyarak ve ödev yaparak bir daire içinde oturur. Diğerleri, telefonlarında ya da televizyonlara bağlı oyun masalarında video oyunları oynar.
Personel; gençlerin kuşkafesleri, cüzdanlar ve diğer sanat projelerinin yarattığı; bir sözcük atölyesi, bir video oyunu programı ve diğer sanat projeleri gibi çeşitli toplum organizasyonlarıyla partnerlik sunulan akıl hocası liderliğindeki faaliyetlerinden özel bir haz alır.
O bir kütüphane olabilir, ama 18 yaşındaki alexis woodward için , atmosfer daha çok bir aile birliği gibi.. dedi.. 'kütüphane kapanana kadar daima doludur.' dedi 14 yaşındayken sözcük programına katılmaya başlayan Woodard.
Koleksiyonlar, personel ve mekan yıllardır kütüphanede olan gençlere adandı. Şimdi, kütüphaneler; gençlerin onu ziyan etmek yerine içerik yaratabileceği gelişen öğrenme alanları için bu kaynakları değiştiriyor.
Araştırmalar, özellikle düşük gelirli toplumlarda akademik başarı ve sosyal davranış üzerine okulsonrası programların yaygın pozitif etkisini gösterdi. Nashville Halk Kütüphanesinden Elyse Adler'e göre; Gençleri meşgul eden mekanlar için ihtiyaç, gençlerin daha çok boş zamanlarının olduğu yaz araları boyunca daha fazla bile olur.
Elyse; 'Biz, gençlerin evlerinde ya da okulllarında giriş imkanı olmadıkları öğrenmeyi ve dijital medyayı keşfetmeleri için onlara mekanlar sağlamak istiyoruz'. dedi.
Nashville Halk Kütüphanesi Vakfı , "Yaratıcılık, eleştirel düşünme ve uygulamalı öğrenme" yi düzenleyen gençlere yönelik yenilikçi öğrenme laboratuarları kurmak için Müze Enstitüsü, Kütüphane hizmetleri ve John D. ve Catherine T. MacArthur Vakfı ndan 1.2 milyon dolarlık bir ödenek alan 24 siteden biridir.
Küçük bir laboratuvar Nashville Halk Kütüphanesi, Yeşil Tepeler konumunda nisanda açıldı ve inşaat ana merkez şubesi üzerindeki yolun altında; ana şubede 2.500 metrekarelik gençlik öğrenme laboratuvarı var. Mekan; NPL stüdyosunun planlamasında yer alan gençler tarafından istenen güzellikler arasında bir kayıt standı, yayın bölmeleri, kayıt kabinleri ve büyük bir alan yaratıcı ve yumuşak devreleri barındırır.
Yeni alan, yaptıklarından bile daha iyi yapmak için sözcük programında Woodward ı izleyen gençlere, yazılım düzenlemesini kullanmaktan, şiire hayat vermeye ve şarkıları banda almaya kadar olanak sağlar.
Teknolojinin bir kısmını test eden ve bu yıl gençlik merkezi dışında yaşlanma öncesi önerilerde bulunan Woodward, "Bu inanılmaz olacak," dedi.
"Gençlerin deney için daha çok şansı olacak."
 
Aktif Öğrenme Merkezleri

Amerika Kütüphane Birliği Başkanı Barbara Stripling: Öğrenme laboratuarları, ya da dijital medya merkezleri üzerine odaklanma, kütüphanelerin pasif bilgi muhafızlığından aktif öğrenme merkezlerine doğru geliştiğinin sadece bir yoludur.. . Gençlerin fikirleri bulmak için bu tür yerlere ihtiyacı var.... dedi.
Kütüphaneler gençlerin kendi ilgilerini keşfetmesi için okul müfredatının sınırları dışında çalışmak için onlara fırsatlar vermeye çabalıyor.
24 öğrenme laboratuarları uygulamasını desteklenmesine yardım eden kent kütüphane konseyinden Amy Eshleman, Eğitimciler ve araştırmacılar yaşam boyu öğrenmeye ilham vermesi için dijital medyayı nasıl kullanacaklarını tekrar düşündüğünde çözüm de bir anda çıkıyor.. dedi..
Öğrenme laboratuarlarının yol gösterici ilkeleri, gençlerin takılmanın, oyalanmanın ve dışarıda gezmenin cesaretlendirildiği öğrenme çevrelerinde geliştiğini öneren Antropolog Mimi Ito'nun araştırmasına dayanır.
Ayrıca bağlı öğrenme olarak bilinen bu fikir, gençleri, kendi tutkuları içindeki derinliği bulmak için yeni medyayı kullanmaya ve bunları eğitimsel ve ekonomik fırsatlara dönüştürmek için yollar bulmaya teşvik eden bir yaklaşımdır.
Eshleman: Bunların hepsi, gençleri yaşıtlarıyla olabileceği bir yerde kaynaştırma, ilgilerini açığa çıkarma ve ilgilendikleri şeylerde daha iyi olmalarını sağlama ile ilgilidir ve aynı zamanda onlara tutkularından gerçek dünyada ki fırsatlar için bir yol bulmalarına yardım eder.. dedi.
Bu yerlerde, bir öğrenme modeli haline gelen Harold Washington Kütüphanesi'ndeki Chicago's YOUMedia merkezinden ilham alınır. Yaklaşık 60-80 genç, sadece bi kaç aktiviteyi isimlendirmek için, her gün bu yerleri, müzik, video üretmek ya da fotoğraf, yaratıcı yazı, 3-D matbaa, ya da video oyunu dizaynında deney yapmak için kullanır.
Kütüphane birliği ve YOUMedia danışmanı Marcus Lumpkin: Her bir aktivite bir diğerine yol açar...YOULit dergi ekibi Chicago Zine Feste katıldığı zaman, Onlar bağımsız yayıncılar ile karşılaştı, kendi dergi kopyalarını diğerleri için takas etti, ve farklı medya ile deneyi belgeledi. Oyun kütüphanesi, bir websitesi ve video oyunları hakkında haftalık podcast ile merkezde bir grup gençle video oyunları oynamaya başladı...dedi.
'Her bir aktivite de elde edilen zeka birbirini inşa eder. gençler website yaratmayı ve sürdürmeyi ve içerik yaratmayı öğrenir. Onlar aynı zamanda takım halinde düşünmeyi ve çalışmayı öğrenir'.
'Biz ilgilerini değerlendirmeye çalışıyoruz. Okullar öğrencileri bilim, teknoloji, eğitim sanat ve matematiğe ilgilerini yönlendirmeye çabalarken, bence kütüphane kişisel ilgiler yoluyla gençleri o alanların içine girmelerine olanak sağlamada büyük bir iş yapıyor'.
Andrea Saenz: Ekip, YOUMedia merkezinde öğrencilerin zamanının çoğunu kişisel tutkular için nasıl kullanmayı başardıkları konusunda gururlu.. dedi. 'Bir sonraki adım eğitim ve iş fırsatları için daha direkt yollar bulmaktır.'
Biz, mekanda yaptıkları ile kariyer ve şehir hayatına katılma olanağı arasında gençlerin daha net bir bağ kurmalrı konusunda emin olmaları sağlayan bağlantılı öğrenme modelini deniyoruz.
 
Kültürel Değişim

Toplum katılımı yöneticisi Elyse Adler: 'Gençler 2000'lerin başından beri Nashville Kamu Kütüphanesi'nin kurumsal evrim özünde olmuştur.' dedi. bu, gençler adanılan alanlarla ana dal bölümünü içeren, 5 yeni branş inşa edildi.
Onlar kütüphaneye yardım ve danışma komitesinde görev için gençler getirdi. Gençler programlama için toplum örgütleri ile işbirliği tavsiye ettiğinde, onlar sözcük programı Southern Word ile işbirliği yaptı. onlar da gülümseme ve arkadaş canlısı olma gibi küçük şeyler ya da onlarla yetişkinmiş gibi konuşma bakımından genç patronlarla bütünleşme için en iyi uygulamalar üzerine yetişkin kütüphaneciler için eğitimi önerdi.
Adler: Bu kütüphanenin gençlere nasıl hizmet ettiğini yeniden tanımlayan kültür değişiminin bir parçasıydı...dedi.
'Gençlerin okul dışında öğrenme için daha fazla imkana ihtihacı var ve, kütüphanler ücretsiz şekilde bu ihtiyacı karşılamak için benzersiz şekilde konumlandırılmış, ve toplumda ki herkese açıktır'.
Alexis Woodward dokuzuncu sınıfta Güney Word ın ana dalını ziyaret başladı ve düzenli oldu.. gösteriler, uluslararası yiyecek günleri ve şiir gösterileri yoluyla, o sorundan sakınmaya çalışan 'kötü komşular' dan başka gençlerle buluştu. yazı yeteneğini, öz güvenini ve konuşmasını geliştirdi. ve onun Southern Word danışmanı olmasını sağlayan liderlik zakasını geliştirdi. şimdi, o önemli mali destekle sonbaharda Southern Illinois University için çalışacak.

Alexis Woodward: Okuldan sonra dışarda gezip soruna bulaşmaktansa, bunu yapmak pozitif bir şeydi.. diyor...' Ben arkadaşlarımın tutuklandığını ve dayak yediğini gördüm.. Bazıları öldü. ve ben daha iyi bir şair ve yazar olma yolunda kütüphanedeki çalışmada olmamış olsaydım, ben de onlar gibi olmuş olurdum..gibi hissettim..
Kütüphane, aynı zaman da, mimariyi keşfetmek için Minecraft ve diğer video oyunlarını kullanan bir program olan Nashville İnşaat Bloklarına başlamak için Vanderbilt Üniversitesi ile işbirliği yaptı.
14 yaşındaki katılımcı Jack Fox zaten arkadaşlarıyla evde Minecraft oynadı, ama kütüphane programı aracılığıyla , onun yeni bir kullanımını öğrendi. Konut toplulukları ve bir köprü inşaası yoluyla, aynı zaman da Nashville 'ın coğrafyası hakkında daha fazla öğrendi.
Şimdi, daha önce bilmediğim şehrin kafamdaki bütün görsel haritasına sahibim... diyor Jack.
Hollett: Gençler -video oyunu oynamak gibi- sevdikleri aktiviteler yoluyla yeni şeyler öğrendiğinde, bu ders, bir test ya da ödev kağıdı parçası kadar değerlidir...dedi.. 'Ve büyük olasılıkla bu uzun vadede daha anlamlı olacak'.
'Deneyimler aracılığıyla gençler okul içinde ve dışında dijital medyaya sahip, biliyoruz ki öğrenme sadece sınıfta olmaz.. Öğrenme kütüphanede, müzede ve evlerde de olur'

25 Kasım 2014 Salı

Eğitimciler için Tasarım Fikri (Design Thinking for Educators v2)

    Yabancı dil bilememek ülkemizdeki eğitimcilerin temel sorunlarından biridir. Bu yüzden yurt dışında yayınlanan makaleler ve yenilikler yeterince takip edilememektedir.  Bu sorundan yola çıkarak Edirne İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Hüseyin Özcan ve  Fatih İnce‘ nin önerisiyle çeviri atölyesi kuruldu ve ilk olarak uluslararası bir tasarım ve inovasyon şirketi olan IDEO 'nun eğitimciler için çıkarmış olduğu bir rehber olan Design Thinking Toolkit 'in çevirilmesine karar verildi.

Bu süreçte Trakya Üniversitesi Yabancı Dil Eğitimi Bölüm Başkanı Doçent Doktor Muhlise Coşgun Ögeyik ile iletişime geçerek İngilizce Öğretmenliği Bölümünde okuyan gönüllü öğrencilerin bu çalışmaya dahil edilmesi amaçlandı. Gönüllü öğrencilerle Çeviri Atölyesi koordinatörleri İngilizce Öğretmenleri Banu Mutafçılar, Hasan Bakkal ve Ayşe Taylan tarafından bir tanışma toplantısı düzenlendi ve farkındalık gurupları oluşturuldu. 

Çeviri fikri öğrencilerle paylaşıldığında öğrencilerin hevesli görünmesi yapılan işe daha da inanmamızı sağladı. Böylelikle bu proje Edirne Milli Eğitim Müdürlüğü ve Trakya Üniversitesi arasında bir köprü görevi gördü. Hepsi birer öğretmen adayı olan atölye katılımcıları gelecekteki meslektaşlarıyla şimdiden iletişime geçerek okul hayatlarındaki çalışmalarında meslektaşlarının tecrübelerinden yararlandılar. Ayrıca yaptıkları çeviriler sonucunda edindikleri bilgileri üniversitedeki hocalarıyla paylaşarak bu bilgilerin uygulanabilirliğini test ettiler. “Design Thinking Toolkit”in Türkçeye çevirisi tamamlandığında Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığında düzenlenen bir törenle  çeviri yapan öğrencilere Edirne Valiliği tarafından başarı belgesi verildi.Çeviri Atölyesinin çalışmaları yeni gönüllü öğrencilerin katılımıyla ve eğitimle ilgili makalelerin çevrilmesi ve bu çevirilerin yenilik biriminin bloğunda yayınlanmasıyla devam etmekte ve yabancı dil bilmeyen eğitimcilere ışık tutmaktadır.

"Hiçbir eğitim sistemi, öğretmeninden daha iyi değildir." diye inanarak Eğitimcilerimiz için mütevazi bir "Öğretmenler Günü" hediyesi sunuyoruz.



ÇEVİRİ GRUBU

HİLAL ALTUNBAŞ
GÖZDE TAŞKIN
DAMLA DAĞÜSTÜ
ARİF ŞAFAK ERCAYLAN
TUĞÇE KURU
ÖZBEN GİRGİN

ÇAĞLA ARSLAN


www.twitter.com/egitimdeyenilik




18 Ekim 2014 Cumartesi

"Yeşermedikçe sağlam bir çekirdek..."

BOZKIRDAKİ ÇEKİRDEK'den...


S141
-          … Çocukların ödleri kopuyordu benden… O kadar ki, artık bildiklerini de unutuyor olmuşlardı. Eğitmencilikte bir öğretmen,  buraya kadar düştü mü, öğretmenliği hemen bırakmalıdır. Ben de bunu artık gerçekten düşünmeye başlamıştım. Önce bir kitapçı dükkanı açmayı tasarladım. Nerdeyse de girişecektim! Topladım kendimi… Neydi kitap? Düpedüz dolandırıcılık aracı… Doğruluk yazar, mertlik yazar, insanlık, kardeşlik, sevgi, acıma yazar. Bütün tutamadığımız, çiğnediğimiz, alay ettiğimiz şeyleri yazar. Oysa ben, kitaptan kaçıyor değil miydim?

S154-155
-          Sözgelimi… Bir eğitmen köylüyle geçinemeyince, çıkıyor kaymakama. Hatta valiye… Kaymakamdır, validir, merkezin şimdilerde bu işe çok önem verdiğini bildiği için, bir başka türlü dinliyor, eğitmeni… Köylüye de, bunca fedakarlıkla ayağına getirilen okuma fırsatını teptiği için peşin peşin kızıyor. Bunun kaç çeşit kötülüğünü sayayım! Adam asker çavuşluğundan eğitmen olmuş… Arkasında hükümeti görünce kendi yetersizliğini zart-zurt örtmek istiyor. Köylü, eskiden beri hükümetle karşılaşmaktan çekinir. Hükümet adamından ürker, devlete sırt vermişi sevmez. Hele bunun, kendi içinden çıkmış bir yeni türeme olması, anlaşmazlığı birkaç kat arttırır. Çantada böyle çekişmeler üstüne onbir iş var. Karşılıklı karalamalar, uydurma suçlar, vuruşmalar, hatta pusudan vurmalar. Dün gece bir köyde yattım. Eğitmenden yaka silkiyor köylü… Çocukları bahçesinde çalıştırıyormuş köle gibi… Çobana yardımcı gidenleri, “Okula gelmedin.” Diye dövüyormuş, yüzünü gözünü çürütecek kadar… Ayrıca “Çocuğunu okula yollamadı” diye babasını anasını cezalara çarptırıyormuş… Bu kadar sert davranmasının sebebi nedir bilir misin? Marangozluğa meraklı adam… Sabahtan akşama kadar işliğinde öteberi yapıp pazarda satıyor. Bu sertlik, şikayetleri önlemek için… Çocukları çoktan yüzüstü bırakmış… Başlarına müzakereci dikmiş içlerinden birini… Bu kez, başka kötülükler çıkmış, “Müzakereci bizi eğitmene şikayet edip dövdürmesin” diye oğlana rüşvet vermeye başlamışlar.
-           
S374-375
-          Bozkırda elbet var çekirdek ama, yaşama kanunları başka… Bütün sağlam çekirdeklerin şaşmaz kanunu: YEŞERMEKTİR. Çürükse yeşermez, yeşermezse çürür. Bozkırdaki bizim çekirdeğin sağlamlığı, YEŞERMEMEYE doğru işlemesin?
-          Anlamadım…
-          Evet, anlaşılır gibi değil… İnanılmaz bir şey… Yeşermedikçe sağlam bir çekirdek. Canlı olarak varolması hiç yeşermemesine bağlanmış. Savunması yeşermemek… Çünkü denemiş bin yıldır, yeşermesini önlemek için pusuda bekleyen güçler var. Bu güçler akıl almaz bir kıyıcılıkla en umutlu filizleri hemen ezer, tomurcuklanmaya yeltenen bütün kökleri imancızca söker. Çünkü onun da varoluşu, rahat yaşaması, bozkırdaki çekirdeğin yeşerip serpilmemesine bağlıdır. “Biz bize benzeriz.” Sözünün kaynağı bu TERS gerçek…
S375

-          Yeşermek, ortaya çıkmak demektir. Bizimki kaçıyor, saklanıyor! Dünyanın her yerinde yiğitliğin biricik şartı DİRENMEKTİR. Bizde “Yiğitliğin on şartı var: Dokuzu kaçmak, biri hiç görünmemek…” Anadolu insanının MAL’la, hatta CAN’la olan tarihsel ilintisini, bu açıdan değerlendirmeli… Pasiftir Anadolu insanı… Yiğitlenilecek yerde kaçan, becerebilirse hatta hiç görünmeyen adam, niçin çok çalışsın, neden biriktirsin? Allahın malı olan topraklarda uğraşıyor binlerce yıldır, kiracı olarak… Ne demiş Frenk atasözü? “Toprağın varsa savaşın var.” Demiş. Toprağı yok ki savaşı olsun…

S379-380

-          Biçimine getirmezlerse, Milli Şefe rağmen bir şey yapamazlar. Ama biçimine getirdiler mi, sizi Milli Şef de kurtaramaz Halimciğim!...
-          Kim kurtarır o da kurtaramazsa?
-          Siz enstitücüler, hatta bütün öteki öğretmenlerle bütün öğrenciler ayaklanırsa umut vardır.
-          Olur mu öyle şey… Hiç kimse hazır değil buna…
-          Anladın mı şimdi, çocukları sadece, doğayla boğuşacak gibi yetiştirmek niçin yanlış… Sanki karşılarına hiç insan çıkmayacakmış gibi yetiştirmek… Kolaya kaçmak, derim, kızarsın. İşte, kolaya kaçmak budur. Sırasında insanla da boğuşulacağını hesaba kattın mı, korkunçlu yerlere gider işin ucu… Vurdunuz kolaya başından beri… Cezasını çekeceksiniz. Kolaya kaçan her şeyin durum-vaziyeti tehlikelidir, Halimcim, altı yılda, köylü çocuklarından, çeyrek öğretmen, çeyrek çiftçi, çeyrek zenaatkar, çeyrek esnaf yetiştirmek için kurulmuş ESDÜDÜ bile olsa… Kızma bana. Dikkatli ol, diye söylüyorum bunları…

S392

-           Hükümat adamı, orduyla gelse, Allahıma şükür, Cinciye diş geçiremez! Neden? Çünküüü, hükümat adamının elini kolunu, kanun bağlamıştır. Birinci dilekçeyi hasıraltı ederler. İkinciyi… hasıraltı… Üçüncüye geldi mi, aptesi bozulur Osmanlının. Başlar, “Ateş olmayan yerde duman olmaz.” Demekliğe… Dördüncü dilekçede, “Nedir?” sorusu gelir. Beşincide müfettiş… Araya bir iki de, el peşrevi, cam kırma, sövme, sayma girerse, Cumhurbaşkanı öz oğlunu savunamaz… Osmanlının yasağı üç gün olduğundan direnen kazanır. Rezilliği ele alan, hep üste çıkar! Ben niçin inadımdır katır gibi, anladın mı şimdicik?...

Osmanlı zagonunda inat eden haklıdır. Mahpusta nasıl yaşadım bunca yıl, bey gibi?... Bakardım, müdür az biraz nizamcı… İdare midare bilmemekte… Çökerdim dilekçeye… “İki laf bir büyü” denilmiştir. Çalarsın karayı, çalarsın… “Biri yalan, beşi yalan… Yedisi, onu da yalan değil ya” der Osmanlı… Dedi mi, bitti.

11 Eylül 2014 Perşembe

Soru Nasıl Sorulur?

Çeviri: Selda Polat
Redakte: Banu Mutafçılar, Ayşe Taylan

Orjinal metin için tıklayınız.

        Geçtiğimiz Çarşamba, Broklyn’de Aziz Francis Üniversitesi’nde 3 Adamın canlı, oldukça bilgi yüklü konuşmalarının yer aldığı bir münazaraya katıldım. Konuşmaları bittikten sonra, oturum başkanı sorular için söz hakkı verdi, beklenen oldu. Genel olarak kimsenin sorusu yoktu. Bunun yerine, ne anlama geldiği belli olmayan kelimelerle dolu sorular sordular. Kimisi terslendi. Bir kaçı kendi çıkmazında kayboldu. Hepimizin vardığı sonuç aşağı yukarı şu formdaydı, “ Cahil bir şaklaban olduğun konusunda hemfikir değil misin? “

    Soru soranlardan bazıları fırsatlarını kasten kötüye kullanıyorlardı, bu, hoş bir durum değildi ve toplumsal tartışma için nezaket gereklidir. Ama birçok kişi nasıl soru soracağını bilmiyordu. Hemen cevabını almak istedikleri konudan konuşmak isteme ve soru sorma ihtiyacı ikileminde kaldılar.

   Soru sormak neden bu kadar zordur?

   Biz bunları tabi ki biliyoruz. Bu günlerde halkın cevaplamasına olanak sağlayan forumlar nasıl soru soracağını bilmeyen insanlarla dolup taşıyor. Üniversite kampüsleri hatalı, son derece uzun ve sıkıcı sorular ve tutarsızlığın en kötü örneklerinden bazılarını sunuyor. Temelde, öğrenciler ve fakülte çalışanları sanatta uzman oldukları için ya da yetersizliklerini örtmeyi iyi bildikleri için bunu isterler. Fakat onlar ucu bir yere varmayan, bencil ifadelere mahkûm olmuşlardır.

   Aziz Francis Üniversitesi’ndeki tartışma, Ibn Warraq’ın son kitabı “Neden Batı En İyidir?”de belirtildiği gibi, liberal batı toplumundaki değerlerin İslami rakipleriyle kıyaslanması konusu üzerineydi. İlk olarak Warraq söz aldı ve Paul Berman( Entelektüellerin Uçuşu)  ilk yanıtlayan oldu, daha sonra Sohrab Ahmari ( Arap Bahar Rüyaları),Moderatör Fred Siegel’dı ( Kentin Prensi). Oradaydım, çünkü Aziz Francis Üniversitesi’yle beraber Ulusal Öğrenci Birliği, Telos yayınevi, Karşılaşım Kitapları sponsorlarıydı.

    Konunun bizzat kendisi Bazı Müslümanların din değiştiren Ibn Warraq’ı küçümsediklerini göstermelerinin yanı sıra, öfkelerini dile getiren çok kültürlü kişileri gündeme getireceği kesindi. Gerçekten gündeme geldiler ve Warraq’ın modern İslam’ı entelektüel açıdan darlığını eleştirmesinin ve Batı’yı, karşıt görüşlere olan açık tutumundan dolayı övmesinin doğru olduğunun farkında olmadan onayladılar. Konuya bakılmadan, seyirci sual bölümünde genelde olan oldu. Eğer bu Modern Bavul şirketinin yıllık toplantısı olsaydı, orada, birisi sırt çantalarının olduğu bölümde portmantonun üstünlüğü hakkında ahkâm keserdi diğeri de Bağdat’taki bagaj taşıyıcıların cehaletini savunmakta kaybolurdu.

    Açıkçası yardıma ihtiyacımız var. Bu eleştirel düşünmede eksik bir konu değildir, bu kayıp bir sanatı tekrar canlandırma meselesidir. TV ve radyo programcıları bunu ya daha önceden soruları filtreleyerek ya da sözde soru soranlara sorularını yazılı bir şekilde göndermelerini isteyerek değiniyorlar. Filtreleme yaparken önemli bir şeyi kaçırıyoruz. Kendi değinmek istedikleri konuya göre moderatörler soruları seçiyorlar. Eğer herkes tutarlı ve alakalı sorularını sorabilselerdi daha iyi hizmet alırdık.
   Bunu yapmanın yolu;
   Soru sormanın en önemli nedeni zaten başlamış olan tartışmanın kalitesine katkıda bulunmaktır. Soru sorduğunuz kişinin beklemediği bir şeyse ve başka bir şeye dikkat çekebileceğiniz bir soru olacaksa, sorunuzu sorun. “ Bay Rasputin ceketinizi çok beğendim. Modayı yenilikçi bir durum olarak görüyor musunuz?”
     Kendinizi, durumu lehinize çevirecek bir fırsat olarak değerlendirmekten çok, durumu iyileştirmeye çalışan biri olarak düşünün. “ Bay Darwin, Galapagos Adaları’ndaki tuhaf vahşi hayatla ilgili betimlemeleriniz çok etkileyici. Sizce büyük kıtalarda evrim farklı mı işliyor?”

   Konuşma yapmak için bir davet almadınız. Kalkmadan önce fikirlerinizi tek bir noktada harmanlayın ve kendinize bunun savunduğunuz bir konu mu yoksa cevabını öğrenmek istediğiniz bir konu mu diye sorun. İstisnalar olabilir; fakat değinmek istediğiniz konu tez kategorisindeyse sorunuzu kendinize saklayın. “Mr. Nixon başkanlığı hak etmiyorsunuz” bu bir soru değildir. “ Bay Nixon, Watergate’de işler yolunda gitmeseydi, bir başkan olarak neler yapardınız?”

    Sorular için ayrılan zamanlar önemli detaylar için doğru an değildir. Konuşmacı ile mülakat yapmıyorsunuz. “ Bay Hillary, Everest’e tırmanırken ayağınızda hangi marka ayakkabı vardı?” sorusu gerçek bir sorudur; fakat kimse bunu tartışmaya dökemez. Bazı istisnalar da yok değil, “Bay Hillary, Everest Tepesi’ne tırmanırken üzerinizde ki en önemli takım parçası neydi ?”
   Benzer şekilde kendi gerçeklerinizi daraltmayın ya da düzmece sorular sorup uzatmayın. “ Bay Malthus, ekonomik gelişim sürdükçe doğum oranının düştüğünün, ekin tarlalarında düzgün gübre kullanımının, genetiğiyle oynanmış melez türlerinin, piyasa tabanlı teşvik gibi “x” nedenlerle arttığının farkında mısınız?”
    İngilizce’deki alışıldık soru ifadelerini tartın;  kim, ne, nerede, neden, ne zaman. Eğer bunlardan biriyle cümleye başlıyorsanız, güzel bir soru sormak üzeresinizdir. “ O yaraya kim sebeb oldu Bayan Potter?” “ Kara delik nedir Bay Hawking?” “Bay Bunyan kutsal Kudüs nerede?” “ Sayın Lincoln, birlik ne zaman yurda dönecek?”
   Göreceksiniz, eğer basit sorulara dayanarak düşünüyorsanız, giriş bölümünü direkt geçebilirsiniz. Doğru soru kendi bağlamını doğurur. Eğer soruyu oluşturduysanız soruya zemin hazırlamayı düşünüp tekrar deneyin.
  Lafı çok dolandırmayın. Mesela “ Bayan Steinem acaba cevabını merak ettiğim bir soru sorabilir miyim?” yerine soruyu, “Bayan Steinem, en çok kime hayranlık duyuyorsunuz?” diye direkt sorun.
   Soru sorduğunuz kişinin yüzüne bakın. Sorunuzu kâğıttan okuyarak sormayın. Cevabı dinledikten sonra oturun, gereğinden fazla soru sormayın. Konuşmacı ilkinde sorunuzu cevaplamaktan kaçınırsa, bunu tekrarlayacaktır. Seyirci sorunuzu alkışlarsa dikkati üzerinize toplar.
     En iyi sorular, konuşmacının o aşamaya kadar söylediklerine dikkat çekecek ve aynı zamanda tartışmanın derinleşmesine de yardımcı olabilecek bir denge gözetilerek sorulur. Yani, ana konudan uzaklaştıracak yeni bir konu denenmemelidir. “Bir uzay aracı için yaptığınız analiz için sizi takdir ediyorum Bay Feynman, ama atom bombası üzerine olan çalışmalarınız sizi ahlaki olarak rahatsız etti mi?’’ sorusu tartışmayı yeni bir alana çeker. Diğer taraftan “Bay Feynman, sizin uzay aracı üzerine yaptığınız analiz insan yargısının zayıflığını gösteriyor, bu zayıflığın diğer gelişmiş teknoloji alanlarına etkisi nasıl olur?’’ sorusu ana konudan uzaklaşmadan tartışmayı güzelleştirir.
   Çok az insan nükteli, hafızada yer eden sorular sormakta yeteneklidir. Siz muhtemelen onlardan değilsiniz. Ama önemli olan bu değildir; kısa ve net bir soru kendi çapında önemli bir yer tutar.
    Eğer sizden evvel biri aynı soruyu sorarsa yahut konuşmacı zaten o noktaya değindiyse sorunuzu sormayın, çünkü dinleyicinin aynı şeyi iki defa duymasına gerek yoktur.
  Özgeçmişinizi kendinize saklayın. Çünkü kimsenin ilgisini çekmez ama siz 20 yıla mahkûm edilen Monte Kristo Kontu skoruna erişecek olan kişi iseniz buyurun anlatın. Seyirci de keyif alacaktır, ama aksiyse konuya odaklanın.
    Ama baskıcı olanı ezerek insanlığın sorununu çözebileceğinizi hayal etmeyin. Eğer böyle yaparsanız, insanları kendinize güldürürsünüz, sebeb olduğunuz şeyle herkesin gözünden hemen düşersiniz. “Bay Carnegie, inşa ettiğiniz ücretsiz halk kütüphaneleri işçileri kendi sömürgelerine neden olmuyor mu?”

   Bir kurumun temsilcisi gibi konuşmaya yeltenecek gibiyseniz, yapmayın. “ Bir Pittsburghlu olarak,  Bessemer çelik işlemesiyle ilgili tanımlamanızı tarihsel olarak yetersiz ve itici buluyorum” bu sizi bir yere götürmez.  Ama “ 1860’ta Bessemer çeliğine yakın alternatifler var mıydı ?” gibi bir soru uygundur. Bir kadın olarak, bir Afrikalı, bir Amerikan olarak, Hıristiyan olarak… gibi başlangıçlar seyircide anlık antipati oluşturur. Kimsenin sizi onaylamasına gerek yoktur gibi bir bilgi esas alınmıştır. Aynı kurumdan başka kişilerin çok farklı görüşleri olabilir. Pittsburgh adına konuşmam için beni ya da tüm kadınlar adına konuşman için seni kim görevlendirdi?

    Son olarak, ilginç olmak gibi bir göreviniz var. Kısa olması son derece saçma olan bir soruyu telafi edemez. Etkili bir özet geçme ve yavanlık arasındaki farkı bilmek ayırt edebilme kabiliyeti gerektirir. İç savaşa neden olan şey nedir?” sorusu insan haklarıyla ilgili bir münazaranın en uygun yerinde sorulursa mükemmel bir soru olur. Fakat aynı soru iç savaş polemiğinde sorulursa o zaman can sıkabilir. Hangisinin doğru olduğundan emin değilseniz, susmak en iyi yol olabilir.